Bedava ödev, tez, eğitim haberleri, aöf soruları, kpss soruları, yurtdışı eğitim rehberi
Asya’dan Bering Boğazını geçerek çeşitli zamanlarda Amerika’ya ulaştılar. Göçler 10.000 yıl önce, belki 25.000 yıl önce başlamış ve birbirini takib eden zamanlarda gerçekleşmiştir. Göç eden gruplar lisan, kültür ve fiziki bakımdan birbirinden farklıydı.
Oturan Boğa (1831-1890) (Tatanka Tatanka-Iyotanka, Tatanka Latince’de bizon anlamına gelmekte.) ünlü Kızılderili lideri. Hunkpapa Sioux kabilesi
Kuzey Amerika’nın kuzeyinde o zaman bulunan dev buzullarda deniz suyunun depo edilmesi sonucu, deniz seviyesi düşüktü. Bunun sonucu Bering Boğazı, Asya’yı Amerika’ya bağlayan bir köprü şeklinde bulunmaktaydı. Şimdi bile Bering Boğazı 75 km genişliğindedir ve Asya ile Kuzey Amerika arasında iki ada bulunmaktadır. Kuzey Amerika’da bulunan buzulsuz bir yolla Orta ve Güney Amerika’ya inilebilmekteydi. Başka bir yol da Amerika’nın güneyindeki Pasifik kıyılarına gelen deniz yoluydu. Ancak burası o zamanların deniz vasıtaları için oldukça tehlikeliydi. Bu göçlerden binlerce yıl sonra, Avrupalılar Amerika’yı keşfetti. Hemen hemen her yerde yaşayan yerli kavimler bulunmaktaydı. Ancak sayıları azdı. Avrupalıların kıtaya ayak bastığı sırada Kuzey Amerika’nın tamamında nüfûsun 4,2 milyon, Güney Amerika’nın ise 10 milyon dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Avrupalıların Amerika’yı keşfinden sonra Kızılderili nüfusu hızla azalmıştır. Buna Kızılderililerin kullandığı tabiat kaynaklarının Avrupalıların eline geçmesi, Avrupalıların kıtaya getirdikleri bulaşıcı hastalıkların Kızılderilileri telef etmesi ve yapılan katliamlar sebeb oldu.
Aslen Asyalı olan Kızılderililer, düz siyah saça, koyu kahverengi göze sahiptirler. Derileri, genellikle orta kahverengi olup, sarımsı kahverengi ile kırmızımsı kahverengi arasında değişir; tamamen kırmızı değildir. Ancak, bazan vücutlarının bir kısmını kırmızıya boyarlar. Kafa ve burun yapıları gibi diğer vücut karakteristikleri de çok farklılık gösterir.
Kızılderili lisanları birbirinden oldukça farklıdır. Hiçbirisinin Avrupa, Asya veya Afrika’da kullanılan lisanlarla bağlantısı yoktur. Bazı diller, diğer yaygın kullanılanlardan türemiştir. Dilleri gibi kültürleri de birbirinden çok farklıdır. Çiftlik genel olarak yerlilerin ana ekonomik kaynakları idi. Bunun yanında avcı ve balıkçı olanları da vardı. Siyasi organizasyonlarında şehir devletleri yanında, kabile konfederasyonları da mevcuttu. Dini hayatları Aztek ve Mayalarda olduğu gibi müesseseleşmiş ve karmaşık seremonilere sahipti. Ancak bazı topluluklarda bu çok ilkel olup, hastaları iyi etmek, doğum ve cenaze merasimlerinden ibaretti.
Yaklaşık 20 tane bitki, Amerika’nın keşfiyle Avrupa’ya geçti. Mısır, tütün, patates, kakao ve yerfıstığı bunlar arasındadır. Kızılderililerden ileri olanlar ahşap işlemeyi, çanak-çömlek yapmayı, dokumayı ve taş işlemeyi bilmekteydiler. Astronomi ve metalurji Avrupa’da olduğu kadar ileri değildi. Ancak bazı konularda dikkate değer ilerlemeler yaptılar. Köpek ve hindi dışında evcil hayvanları bilmezlerdi. Tekerlek Orta Amerika’da oyuncak şeklinde bulunduğu halde henüz kullanılmamıştı. Bakır, altın ve gümüşün kullanıldığı ve bunların kullanılışı ile ilgili tekniğin oldukça ilerlediği bilinmemekteydi.
Kızılderililer Avrupalılarla karşılaştıklarında teknolojik bakımdan yaklaşık 3000 yıl gerideydiler. Bu gerilik sayılarının az oluşuna dışarıyla irtibatlarının bulunmamasına ve yeni bir kıtaya yerleşmek için harcadıkları zamana bağlanabilir. Kızılderililer, Avrupalı işgalcilerin katliamlarından asırlarca kurtulamadılar. ABD’nin resmi organlarınca katledildiler. En çok kelle getiren Kızılderili avcılarına mükafatlar verildi. Kızılderili kellelerinin teşhir edildiği bir müze kuruldu. Ülkenin en verimli topraklarından sürülen Kızılderililer, ancak 1924’te vatandaşlık hakkına kavuşabildilerse de bugüne kadar horlanmaktan kurtulamadılar.
Amerika’nın yerli halkına ortak olarak verilmiş olan Kırmızı Hintliler (Red Indians) adı yanlıştır ; bu ad onlara İspanyollar tarafından verilmiştir . Zira İspanyollar Amerika’ya geldikleri zaman Hindistan’a ulaştıklarını zannetmişlerdi. Kırmızı Hintli (Red İndian) terimi de doğru değildir. Avrupalılar Yeni Dünyaya çıktıkları zaman vücutları kırmızı boyalı insanlarla karşılaşmışlardı. Bu, bazı törenlerde onların adetiydi. Amerika yerlilerinin derileri sarımtırak beyaz ve esmerdir, fakat hiçbir zaman kırmızı değildir.
Karışıklığı önlemek için antropolojistler kendi kendini yeter derecede açıklayan Amerika Hintlileri (Amerindiens) terimini meydana getirmişlerdir. Bu terim Eskimolar hariç bütün Amerika yerlilerini içine almaktadır.
Amerika yerlileri tek bir ırktan mı oluşmuştur?
Bu soru çok defa tartışılmıştır. Yüz yıl kadar önce İsveçli Retzius burada üç ırk ayırt ediyordu. Başkaları bunu sekize kadar çıkarmışlardır. Fakat uzmanların çoğu , özellikle yerlileri bizzat yerinde incelemiş olan Amerikalı bilginler bunların aynı bir ırk içinde sınıflanmasını haklı gösteren bir aile havzasının mevcut olduğu fikrindedirler. Bazılarının dediği gibi “bir yerliyi yakından gören kimse bütün yerlileri görmüş demektir” sözüyle yetinmeyip onlarda mevcut ortak çizgilerin tümünün tanınması yoluna gitmek gerekmektedir.
Amerika yerlilerinin boyları çok kısa olmamakla beraber değişmektedir; fakat vücut daima tıknaz ve topludur. Boyun kitlevi, göğüs geniş ve derindir ; omuzlar kalçalar kadar geniştir ve gövde biçimsiz şekilde uzun olup bel bölgesinde hatta kadınlarda bile bir daralma göstermez. Deri koyu esmerimsi sarıdan açık sarıya, hemen hemen beyaza kadar değişir. Yukarıda da belirttigimiz gibi asla kırmızı değildir. Yeni doğmuşlarda mongol lekesi son derece fazladır. Sarı ırklarda olduğu gibi saçlar siyahtır ve kalındır, kesiti yuvarlaktır. Sakal seyrektir, yanaklar üzerinde hemen hemen hiç yoktur. Beden kılları azdır.
Kafa deformasyonu adetinin çok yaygın olması nedeniyle baş şeklini takdir etmek çok defa güçtür. Gerçek dolikosefal nadirdir. Yüz geniştir . Daima çıkık olan elmacıklar, köşeli ve kuvvetli bir çene ile yüzün ifadesi az anlamlıdır. Burun iyi gelişmiştir, gerçek Mongollardaki basıklık burada yoktur ;fakat Avrupalıların burunlarından daha etkilidir. Gözler koyu renk ve hafifçe eğridir. Çok kez, ve özellikle çocuklarda hafif bir mongol pilisi vardır. Bunlara mahsus bir karakter de kesici dişlerin arka yüzünün yukarı kısmının kürek şeklinde oyuk olmasıdır.
Bütün bu çizgilere fizyolojik soydan olan diğerleri de katılmaktadır. İlkin 0 kan grubunun fazla oluşu. Bunun yalnız saf kan yerlilerde böyle olduğu iddia edilmemiştir. Olaylar bu hipotezi teyit etmemiştir. Fakat % 80-90 oranında mevcut olduğu da nadir değildir. Yeni dünya’nın kuzeyinde olduğu kadar orta ve güneyinde de böyledir. Diğer bir genel karakter nabızların yavaşlığıdır. Buna mentalitedeki garip bir benzerliği de ilave etmek lazımdır. Amerika’nın bir ucundan öteki ucuna kadar bütün yerliler soğukturlar, suskundurlar. Bu yönden diğer birçok ırklarla , hatta Eskimolarla, açık bir çelişki halindedirler.
Nüfus ve bölgesel dağılım“Kuzey- Pasifik Yerlileri:Alaska’da ve Kaya dağlarını Pasifik’ten ayıran yayla ve dağlar bölgesinde otururlar. Avrupalıların buralara girmesi ile az çok değişmiş olan birçok kabileleri içerir. Bu kabilelerden en tanınmışı APACHE’lerdir.”
“Kuzey- Atlantik Yerlileri: Kızılderililerin en büyük kısmını teşkil eder. Savaşçı kabilelerden oluşmuşlardır, ava ve balık avcılığına düşkündürler;Kaya dağlarının doğusunda Atlatik’e kadar uzanan ormanlar ve çayırlar alanında otururlar . Fransız ve İngilizlerin 18. yüzyılda giriştikleri saldırılar bunların bugün bulundukları sığınak bölgelerine sürülmeleriyle sonuçlanmıştır. Mohican , Delaware, Huron, Iroquois, Sioux, Cheyenne, v. s. ler bugün çok azalmışlardır. Kanada’da hala takriben 100.000 yerli bulunmaktadır, Birleşik Amerikada 1930 da 30.000 kadar Sioux vardı, Delaware’ler 2.000 kişiye inmişlerdi, Mohican’lar 1890 da aşağı yukarı 121 kişi idiler, bugün pratik olarak sönmüşlerdir” Günümüzde ise yerli nüfusun neredeyse yokolmakta olduğunu görebiliriz
Amerika Yerli Kabilelerinin Popülasyonu ve Oranları
A.B.D deki 30 büyük kabilenin nüfusu ve kabile nüfuslarının toplam yerli nüfusuna göre oranı (1990 nüfus sayımı raporlarına göre)
(U.S. Department of Commerce)
Amerika Yerlileri Nüfusu
1,878,285 = 100.0 %
Kabile İsimleri Nüfus Kabilelerin nüfuslarının toplam yerli nüfusuna oranı %
Cherokee 308,132 16.4
Navajo 219,198 11.7
Chippewa 103,826 5.5
Sioux 103,255 5.5
Choctaw 82,299 4.4
Pueblo 52,939 2.8
Apache 50,051 2.7
Iroquois 49,038 2.6
Lumbee 48,444 2.6
Creek 43,550 2,6
Blackfoot 32,234 1.7
Canadian & Latin Americ. 22.379 1.2
Chickasaw 20,631 1.1
Potawatomi 16,763 0.9
Tohono O’ Odham 16,041 0.9
Pima 14,431 0.8
Tlingit 13,925 0.7
Seminole 13,797 0.7
Alaskan Athabaskans 13,738 0.7
Cheyenne 11,456 0.6
Comanche 11,322 0.6
Paiute 11,142 0.6
Puget Sound Salish 10,246 0.5
Yaqui 9,931 0.5
Osage 9,527 0.5
Kiowa 9,421 0.5
Delaware 9,321 0.5
Shoshone 9,215 0.5
Crow 8,588 0.5
Cree 8,290 0.4
86 küçük kabileye ait toplam1000 kişi civarında yerli nüfusu yukarıda yer almamıştır.
Kaynak: (U.S. Department of Commerce
“Güney-Pasifik Yerlileri: Bu bölgede birçok kavim bulunur. Bunların arasında Colomb’dan önceki Amerika’nın büyük medeniyetlerini geliştirmiş olan Aztek veya Nahau’lar, Güney Meksika’da çok ileri bir topluluk yaratmışlardır. Yukatan ‘da Maya’lar henüz daha çözülmemiş hiyerofik bir yazıya sahiptiler . Cordillere’lerde Aymar’lar ve Quichua’lar İnka imparatorluğunun temeli olmuşlardır. And’ların güneyinde bulunan Arokan ‘lar aynı ırka mensupturlar”.
“Güney-Atlantik Yerlileri: Esas itibariyle büyük Brezilya ormanını işgal ederler. Boyları ortalamanın altındadır. Bu yerliler birçok kabileleri meydana getirirler. Bunların çoğu Avrupalıların etkisinden tamamiyle uzak kalmışlardır ;bazıları bugün bile az bilinmektedirler. En yalıtılmış olanlarından biri Ekvator’un Amazon yamacındaki kelle avcıları yani Jivaro’lardır”.Jivarolar beyaz yağmacıların katliamlarından Amazon’un derinliklerine kaçarak kurtulmuşlar ve bölgelerine kimsenin girmesine izin vermemişler ,bunu deneyenlere de çok acımasızca davranmışlardır. Kelle avcıları denmesinin sebebi budur. Bu küçük kabileler beyazlarla melezleşmemişlerdir, fakat eski esirlerin soylarından olan Boni zencileriyle bazı melezleşmeler olmuştur
“Amerika’nın keşfi sırasında Antil’lerde Karaipler oturuyorlardı. Bunlar Avrupalılarla ilk temasa giren yerliler olmuşlardır. Karaipler kıtalarındaki kendi cinsleri tarafından tamamiyle yahut hemen hemen tamamiyle yok edilmişlerdir”. İnsan Irkları Prof. Henri-V. Vallois
AMERİKA YERLİ KABİLELERİNDEN BAZILARININ İSİMLERİ
Abenaki, Absarokee, Algonquain, Alabama, Anasazi, Anishinabe, Asbinboine, ,Apache, Arikara, Arapaho, Athapaskan, Blackfeet, Caddo, Cherokee, Cheyenne, Chinook, Chippewa, Choctaw, Comanche, Costanoan, Cree, Creek, Crow, Delaware, Flathead, Gros, Hopi, Hawaiin, Hidatsa, Ioway Nation, Iroquois, Karuk, Kaw, Kiowa, Miccosukee, Micmac, Miwok, Mohawk, Navajo, Nipmuc, Nez Perce, Nisga, Omaha, Ohlone (Costanoan), Ojibwa, Ojibway, Oneida, Oto, Papago, Pawnee, Penobscott, Powhatan, Ponca, Potawatomi, Paiute,Quapaw, Sarasi, Seminole, Sioux, Shoshone, Taino (Timucua), Tonkawa, Tsimshian, Ute,Ventre, Wabanaki, Winnebago, Wyandot,Yahi, Zuni .
AMERİKA YERLİLERİ ASYA’DAN AMERİKA KITASINA NE ZAMAN GEÇTİ ?
Göçün tarihi tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda çeşitli bilimsel araştırmaların ışığında birçok görüş ileri sürülmektedir. Biz bunların en yaygın ve bilimsel anlamda kabul görmüş olanlarına değineceğiz.
“İlk göçün buzul devrinin sonunda zamanımızdan 15 veya 20 bin yıl önce Bering boğazının geçmeye elverişli olduğu bir devirde gerçekleştiği zannediliyor. Amerika’ya ulaşan Asyalılar ilkel guruplardı .Bu ilk ulaşan guruplar sonraki guruplara göre daha az değişime uğramışlardır yani ırksal özellikleri sonraki guruplara göre daha az farklılaşmıştır. Amerika kıtasına daha sonra ulaşan Asyalı guruplarsa daha fazla değişime uğramışlardır. Bu durum Amerika yerlilerinin neden Mongoloid ırklarının ancak bazı karakterlerine çok az bir derecede sahip olduğunu açıklar. Amerika’nın keşfi sırasında Amerika yerlilerinin birçok kavimlerinin yüksek medeniyet derecesine karşın bunların eski dünyada yayılmış olan birçok icadı neden bilmediklerini de izah eder. Örneğin tekerleği bilmiyorlardı, demiri kullanmayı bilmiyorlardı. Amerikaya göç kuşkusuz birçok dalgalar halinde olmuştur. Bunlar Kaya ve And Dağları’nın batı yamaçlarındaki ova ve ormanlara yayılmışlardır . Bu guruplar en eski Paleolitik Amerikan İndianları’nı meydana getiren dalgadır. Bugün ise hemen hemen kaybolmuşlardır . Güney Pasifik Alt ırkını veren kol Amerika’ya daha sonra gelmiştir. Çeşitli nedenler , özellikle Sibiryalılarla olan büyük benzerlikleri muhtemelen Eskimolardan sonra Amerika’ya geldiklerini düşündürmektedir. Bunlar Alaska ve Kanada’nın kuzey-batısında toplanmışlardır. Ancak Avrupalıların geldikleri sırada güneye doğru inmeye başlamışlardır” Başvuru kaynağı S.Demirsoy Kalıtım ve Evrim.
AMERİKA YERLİLERİ ASYA’DAN AMERİKA KITASINA NASIL GEÇTİ ?
“ Buzul devrinde suların büyük bir kısmı buz halinde kutuplara ve karalara yığıldığından denizin su düzeyi düşmüştü. (bugünkü seviyesinden 185m kadar düştüğü fosil kanıtlara bakılarak bilinmektedir) Dolayısıyla Sibirya ve Alaska en az birtakım ada dizisiyle birbirine bağlanmıştı. Yine jeolojik kanıtlar buzul devrinde Alaska ve Sibirya’nın buzullarla kaplı olmadığını göstermektedir. Çok büyük olasılıkla geçiş son buzul devrinde olmuştur.
İlk insan sitesi ise Kuzey Amerika’da Kolorado ve Arizona’da bulunmuştur (tahminen 8800-9300 yıl önce) Irklar Pleistosen’in sonunda veya biraz daha geç olarak oluşmuş, daha sonra göç olaylarıyla birbirine karışmış ve melezlenmeler meydana gelmiştir.” S.Demirsoy Kalıtım ve Evrim
TarihHerşey 1492′de Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb’un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun “vahşi” Kızılderiler’i. Tarih bir kurmacadır belkide bu kurmacanın en somut örneği de Kızılderilerin başına gelenlerdir. Bu kadar kadersiz bir ulusa dünya tarihinde pek rastlanmasa gerek. Hem toprakları ellerinden zorla alınsın, hem yaşama biçimleri ve inançları zorla değiştirilsin ve bütün bunlara başkaldırmaya çalıştığında da “vahşi” denilerek yokedilsin.
Güneşe, aya övgüler düzen, toprağı, ağacı, kuşu dinleyen, dünyayı onlarla birlikte algılayan Kızılderililer mi vahşiydi yoksa bir avuç toprak uğruna bir ulusu dahi yoketmeyi göze alan Beyaz Adam mı?
Onlar doğanın vahşi olduğunu ilk kez beyaz adamdan duydular ve ondan sonra onlar da “vahşi”liğin içinde kaldılar. Önce yüzlerine dostça gülen, ardından bir takım belgeler imzalatıp toprakların bir bölümüne yerleşen ve daha sonra onları topraklarından kovalayan beyaz adamlardan birşey anlamadılar. “Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar”.
Dağların, dağlardaki vadilerin insanlarıydı onlar ama çöllere hapsedildiler. Topraklarını bırakıp beyaz adamın belirlediği çorak topraklarda yaşamaya zorlandılar. Ve beyaz adamın acımasızlığına, vahşiliğine daha fazla karşı koyamadılar ve boyun eğdiler. Ve son Kızılderili lideri Gerenimo da teslim olduğunda yüzlerce Kızılderili ulusu, yüzlerce dil, yüzlerce kültür yeryüzünden silinmiş binlerce yıllık birikim, bilgelik yok edilmişti.
Şimdi onlardan geriye kalanlar kendilerine ayrılan çorak topraklarda kendi kültürlerini koruyarak yaşamaya çalışıyorlar ancak beyaz adamın hala gözü doymuş değil. Zorbalığını ve vahşiliğini asimilasyon politikasıyla devam ettiriyor. Çağdaşlaştırma kisvesi altında bir ulusun kültürü tamamiyle yok edilmeye çalışılıyor. Tıpkı globalleşme, küreselleşme adı altında dünyanın diğer ülkelerine yapılmaya çalışıldığı gibi.
Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yokettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor. Tıpkı arabasına Cherokee, ayakkabısına Nike, Helikopterine Apache ismini verdiği gibi. İnsanın Kızılderililer’e saygılarını ya da özürlerini ifade etmek için böyle birşey yaptıklarını düşünesi geliyor ama.
“Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.”
Kolomb’un günlüğünden” Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. … Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok… Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar…” (nevzat)
Kızılderili Kabileleri
Apaçiler
Apaçi adı bir Zuni kelimesi olan apachu’dan gelmektedir ve anlamı “düşman” dır. Kendi aralarındaki adları N’de ya da Dineh’tir, insanlar anlamına gelir. 1500!li yılların başlarında Athapascan halkından bir grup, anavatanları olan batı Kanada’yı terkederek şimdi Arizona, New Mexico ve dört köşe bölgesi olarak bilinen yerlere indiler. Buralarda Lipan, Jicarilla (İspanyolca’da derin içecek kaplarına istinaden söylenmiş bir kelimedir ve anlamı “küçük sepet”tir), Chiricahua, Tonto, Mescalero ve Beyaz Dağ Apaçileri olarak küçük kabile ve gruplara ayrıldılar.
Apaçiler göçebe insanlardı ve konik biçimde yapılmış, dört ayakla tepeye desteklenen çadırlarda (wicki-up) yaşarlardı. Avlanır ve yabani bitkiler toplarlardı; çok sonraları mısır ve kabak da ekmeye başladılar. Genellikle geyik derisi elbiseler giyerler, saçlarını uzatır ve açık bırakırlar, başlarına bir bant takarlardı. Erkekler de uzun, uçuşan edep yerlerini örten kalça etrafıyla bacak arsına sarılan örtü giyerlerdi. Yumuşak, hassas deri çarıkları kayalık, dikenli ve engebeli arazilerde çok önemliydi, çünkü binicilikten önce inanılmaz uzun mesafelerde iyi koşuculardı (buna rağmen atı ehlileştirmeyi kısa sürede öğrenmiş ve mükemmel biner hale gelmişlerdi). Temel silahları yaydı ve ateşli silahları aldıktan sonra bile uzun süre bunu kullandılar.
Apaçi kadınları özellikle gösterişili sepetler örerlerdi, bazıları lifleri arasından bir iğnenin bile geçemeyeceği kadar sıkı dokunurdu. Bebeklerini sırtlarında taşırlardı. Kadınlar aile yaşamında önemli rol oynarlardı; tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilir, gerektiğinde büyücü hekimlik yapabilirlerdi.
Lipan Apaçileri, önceleri beyazlarla barış içindeydiler. 16. yüzyılda onlarla savaşmaya başladılar. Haşin göçebe istilacılar olarak Lipanlar batı Teksas ve Rio Grande’nin doğusunda kalan New Mexico’nun büyük bölümünü ele geçirmiş ve özellikle Meksika’da madenci veya göçmen haline gelmişlerdir. Cochise, Mangus Colorado ve Goyathlay, Esneyen Adam (gerenimo olarak tanınır) gibi ünlü şefleri vardı. Apaçilerin beyazlara yaptıkları saldırılar planlı değildi, bu kabilelerin çoğu beyaz Amerikalı ve Meksikalı’ların hilelerine, anlaşmaları bozmalarına ve katliamlarına kurban gitmişlerdir. 1880′lere kadar yine de boyun eğmemişlerdir.
Şimdilerde sayıları ancak 1500-2000 civarında olan Jicarillalar, New Mexico’nun kuzeyindeki yüksek dağlarda yaşamaktadırlar. White Mountain (Beyaz Dağ) Apaçileri Arizona’da ve New Mexico’da yaşarlar. 1905′de sadece 25 Lipan Apaçisi kurtulabilmişti ve bunlar Mescalero Apaçi Rezervasyonu’na yerleştirildiler.
Karaayaklar
Karaayak (Blackfoot)
Karaayaklar Algonquian kabilelerine bağlı üç gruptur; Siksikalar ya da Karaayaklar, Bloodlar ve Pieganlar. Siksikalar karaayaklı insanlar anlamına gelmektedir ve bir zamanlar siyah deri çarıklar giymiş olabilirler. Bloodlar ise muhtemelen isimlerini yüzlerine sürdükleri vermilyon(kırmızının bir tonu) rengi boyalardan almışlardır. Piegan’ın anlamı ise az ya da kötü giysi giymiş insanlardır.
Bu kabileler Kanada’dan yola çıkıp Kootenay ve Shoshoni’yi geçerek Montana’ya inmişlerdir. Kunduz aramak için av sahalarına giren tüm beyazları öldürdüklerinden, beyazlar ve kürk avcıları onlardan çok korkarlardı. Bizon sahasının kuzey sınrında yaşamalarına rağmen, Karaayaklar da diğer ova Kızılderilileri gibi çadırlarda yaşamış ve bizon avlamışlardır.
Pieagan’ların en temel törenleri güneş dansı ve savaşçı toplulukları tarafından düzenlenen Tüm Dostlar festivaliydi.
Cheyenne
Cheyenne adının anlamı Fransızca chien, “köpek” kelimesinden gelmektedir. bunun nedeni ise köpek yeme ayinleridir. Cheyenne’ler kendilerini tis-tsis-tas (insanlar) adıyla çağırırlar. iki ya da üç asır kadar önce büyük göller bölgesi’nden büyük çayırlıklara gelen bir algonquian kabilesidir. çadırlarda yaşayan bizon avcıları, usta biniciler ve cesur savaşçılardı. batıdaki sioux kabileleriyle çok yakındılar ve küçük boynuz’da custer’a karşı birlikte savaştılar. son savaşlardan sonra kör bıçak ve küçük kurt komutasındaki bir grup, eski av toprakları olan montana’daki topal geyikrezervasyonu’na doğru efsanevi bir yürüyüş yaptı. diğer bir grup olan güneyli cheyenne’ler ise oklahomada kaldılar.
Cherokeeler
Cherokee adı büyük olasılıkla bir Choktaw kelimesi olan ve Mağara İnsanları anlamına gelen chiluk-ki’den gelmektedir. Cherokee’ler 1876′daki Kızılderili Bürosu’nun raporlarına göre “en uygar” beş kabileden biridir. Bu kabileler Birleşik Devletler’i örnek alan anayasal hükümetlere ve komün fonlarına sahiptirler. Ayrıca beyaz komşularının yöntemlerine benzer biçimde çiftçilik yapmaktadırlar.
En zengin ve bereketli topraklar Cherokee’lerindi. Andrew Jackson ve Van Buren’in Kızılderililer’i temizleme politikası doğrultusunda General Winfield Scott tarafından yönetilen birlikler, beyazların bu topraklara yerleşebilmeleri için Kızılderililer’i sürdüler. Missisipi’nin batısındaki sözde Kızılderili Bölgesi’ne sürülmeleri sırasında üçte biri telef olan Kızılderililer, bunu Gözyaşı Sürgünü olarak anarlar.
Hayatta kalmayı başaran az sayıda Cherokee’nin büyük çoğunluğu bugün Oklahoma’da yaşamaktadırlar. Kuzey Carolina’daki Cherokee Rezervasyonu’nda yaşayan Cherokee’lerin sayısı 7000′e yükselmiştir.
Sioux
Sioux siyu diye okunur, liderleri Oturan Boğa olan ve 19. yüzyılda toplu tufekli amarikan askerlerini cok zorlamis, fakat dagilmaktan kurtulamamis olan Kızılderili toplulugu
Lakota
Lakota Sioux halkinin ana dili, konusan sayisi 6000… yerlesim yerleri kuzey ve guney dakota, kanadanin kuzeyi… halk 20 bin kisi olarak sayilsa da yeni doganlarin ve genclerin buyuk cogunlugu bolgelere gore ingilizce basta, fransizcayi ana dili olarak kullanmaktadir…
Aynı zamanda sioux halkını teşkil eden üç büyük koldan biri. mahpiu luta ve tatanka iyotake bu kola mensup kabilelerdendir.
Kızılderili Şefleri
Oturan Boğa
Şefliğinin yanında büyücü doktor olan Sitting Bull Federal hükümetin esir aldığı son Sioux (Lakota) şefidir. İsminin anlamı (oturan boğanın) baskıya boyun eğmeyen, baskılara karşı oturarak ayak direyen boğa demekti.
Sioux’lar 1850 lerin başlarında beyazların yayılma hareketleriyle baskıları hissetmeye başladılar. Sitting Bull 1863 de Hunkpapa av bölgesini tehdit etmeye başladıkları ana kadar beyaz yerleşimcilere müdahale etmedi. O kendindeki liderliği 10 yaşında ilk bufalosunu avladığında ve ilk kez bir düşmana sezdirmeden yaklaşabildiğinde farkına vardı. Strong Heart derneğinin lideri oldu, sonra da Silent Eaters’ların seçkin ve önemli bir üyesi oldu. Bu grup kızılderililerin refahı için çalışıyordu. 14 yaşında ilk savaşına gitti, ilk kez askerlerle 14 yaşında karşı karşıya geldi. Lakota kabilesine 1868’de şef oldu.
Beyazlarla savaş Ft. Larami anlaşmasıyla 1868 de bitti ama Black Hills’de ( Bu bölge kızılderililer için kutsaldı) altının keşfi bölgede yine gerilimin artmasına sebep oldu. 1872 yılında demiryolu işinde çalışan beyazları koruyan askerlerle önemli çatışmalara girdiler. 1876 yılının Mart ayında Rosebud Creek’ de yapılan Lakota, Cheyenne ve Arapaholar’ın katıldığı Güneş Dansı töreninde Sitting Bull gelecekten haberler aldı.. Beyaz askerlerin gökyüzünden gelen çekirgeler gibi Lakota kampına üşüştüklerini gördü. Birkaç hafta sonra General George Armstrong Custer ve 7. süvari alayı yerlilerin kampına saldırdılar. Federal hükümet bu saldırıyla barışı açıkça tehdit etmişti. Ve orada birçok kızılderiliyle neredeyse tüm beyaz askerler öldü. 4 yıl sonra, buffaloların neslinin tükenmesi nedeniyle halkının yiyecek bulamaması Sitting Bull’u teslim olmaya zorladı. 1881 in çok sert ve insafsız bir kışında Sitting Bull ve hala onun yanında olan bir grup kızılderili federal askerlere teslim olmak zorunda kaldılar. 19 Temmuz1881′de o ve küçük oğlu elinde tüfeğiyle federal hükümetin ofisine gelerek teslim oldular. Sitting Bull dost olmak istediklerini göstermek istemişti ve “ kabilemin hatırlayacağı son esir ben olmak istiyorum” dedi.
Sitting Bull Güney Dakota’da Standing Rock’da kızılderililer için yapılmış kampta esir tutuldu. 1885’lerde kızılderililer beyazların seçtiği şeflerle yönetilir oldular. 1885′de Sitting Bull’e Buffalo Bill’in Vahşi Batı’sına katılması için rezervasyondan ayrılma izni verildi, haftada 50 dolar karşılığında ata binerek gösteri yapıyordu. Buna sadece 4 ay dayanabildi ve sonra ayrıldı. Standing Rock’a dönünce Sitting Bull Grand River’da (Grand Nehri) doğduğu yere yakın bir yerde küçük bir kulübede yaşadı. Rezervasyon kurallarına uymayı reddetti. İki eşi ile birlikte yaşıyordu, hristiyanlığı kabul etmemişti ama buna rağmen Lakota’ların yeni nesil çocuklarının okuma ve yazma bilmesi gerektiğini düşündüğünden çocuklarını yakındaki bir Hristiyan okuluna gönderiyordu. Dönüşünden kısa bir süre sonra Sitting Bull mistik güçleri aracılığıyla Custer’ın uğrayacağı bozgunu gördüğü gibi yeniden geleceği gördü. Bu defa yanındaki tepenin üzerine inmiş bir tarla kuşu ona sesleniyordu. (Seni, kendi halkından olan Lakotalılardan biri öldürecek). 5 yıl kadar bir süre sonra bu kehanette doğru çıktı.
1890 sonbaharında Sitting Bull’a Hayalet dansı ile ilgili haberler geldi. Hayalet Dansı törenleri Beyazlar’ın kızılderili topraklarını terketmeleri ve kızılderililerin eski yaşamlarına yeniden kavuşmaları isteğinin ifadesiydi. Lakotalar bu törenlere Pine Ridge ve Rosebud Reservasyonlarında da katılmıştı. Federal hükümet için çalışan ajanlar yasaklanmış bu töreni hükümete haber verdiler. Standing Rock kayalıklarında yapılan bu törene Sitting Bull hala çok sayılan ve sevilen mistik güçlere sahip bir lider olarak katıldı. Kicking Bear isimli bir Miniconjou Lakotalı Sitting Bull’e Federal hükümete bağlı askerlerin gelip onu tutuklayacağı haberini verdi. Hükümet ise oraya 43 Lakota polisini yollamıştı. 1890 Aralığının 15′inde günün ilk ışıkları doğmadan Sitting Bull’un kulübesini top ateşine tutular. Sitting Bull’un tarafında olan kızılderililer onu korumaya çalıştılar. Ama peşinden gelen Lakota polislerinden biri Sitting Bull’u kafasından vurdu. Kehanet gerçekleşmiş Sitting Bull halkından biri tarafından öldürülmüştü. Tanrıların üstün güçlerle donattığı bir bilge yaşamıyordu artık.
Sitting Bull North Dakota Fort Yates ‘te defnedildi. Naaşı 1953′te South Dakota Mobridge’ye nakledildi. Mezarında nişan olarak granit bir mızrak vardı. O Lakotalılar arasında yalnızca parlak fikirleri olan ve korkusuz bir savaşçı olarak değil aynı zamanda çok iyi bir baba, yetenekli bir şarkıcı, cana yakın ve arkadaş canlısı bir insan, derin bir din bilgisine (Şamanizm) sahip ruhani lider ve kutsal güçlere sahip bir şef olarak hatırlanmaktadır.
Şef Joseph
Şef Joseph’in (1840 – 1904) adı insanlarının arasında İn-mu-too-yah-lat-lat’dır. (sudan toprağa düşen yıldırım)
Şef Jozef federal hükümetin onları kamplara yerleştirmek için zor uygulamasına karşı kabilesiyle birlikte büyük direniş göstermiştir. Bölgeye gelen Levis ve Clark adındaki iki misyoner yerlilere sürekli beyazlarla birlikte yaşayabileceklerini anlattılar. Jozef çocukluk çağının büyük bölümünü böyle Hristiyanlığı yaymaya çalışan misyonerlerin yakınında geçirdi.
1855 de Şef Jozef’in babası olan yaşlı Jozef federal hükümet’le insanlarını onlara ayrılan bölgenin içinde tutacak bir anlaşma imzaladı, 1863 de bir başka anlaşma daha imzaladı. Ama bu anlaşmayı kabilesi hiçbir zaman kabul etmedi.
Bu ikinci anlaşmanın (uygulanmayan ve kabul edilmeyen anlaşma) ardından şefliğe oğul Jozef geldi. (1877) Sonraki aylar savaş ve zorluklarla geçti. Halkın çoğu Federal Hükümet tarafından Oklahoma’daki toplama kamplarına gönderildi. Gidenlerin çoğu açlıktan ve sıtmadan, öldü.
Jozef kendi ülkesine dönebilmek için herşeyi denedi. 1885 de kabilesinin çoğu üyesiyle birlikte Washington’a yine bir kampa gönderildi. Daha sonraki yıllarında ise pek çok kızılderili şefi gibi ülkesinden uzak bir sürgün olarak öldü. Oysa 1879 da tüm Amerika vatandaşlarına eşit haklar verilmişti. Ama Jozef bir daha topraklarını göremedi. Kamp doktoruna göre o üzüntüden ölmüştü.
Geronimo
Geronimo, kızılderili lideri
Geronimo On dokuzuncu yüzyılda yaşamış Amerikan kızılderili lideri. Beyazlara karşı mücadele veren kahraman ve son kızılderili olarak anınmıştır.Hayatı1829′da Colorado eyaletinin güneyindeki kızılderili bölgesinde kızılderili bir baba ve beyaz bir annenin çocuğu olarak doğdu. Çocukluk ve gençliğinde, Amerikalıların ırkına yaptığı davranışları gördüğünden, beyazlara kin besleyen bir Apaçi olarak yetişti. Otuz yaşında, ölen babasının yerine geçerek Apaçilerin lideri oldu. Liderliğinin ilk senelerinde, bir kale komutanı terfi etme arzusuyla Geronimo’nun bölgesine baskın düzenledi. Kabilesinin tamamına yakını katledilen Geronimo, intikam almaya yemin etti. Kale komutanını öldürdü. Diğer kızılderililer tarafından kahraman ilan edilen Geronimo, Çeyen ve Sui kabilelerine bir süre başkanlık yaptı. Bir kaç sene sonra da Birleşik Devletlerdeki bütün kızılderililer Geronimo’nun liderliğini kabul ettiler. Bunun üzerine ABD senatosu, Geronimo’yu kızılderili liderliğine tayin ettiğini açıkladı.
Hayatının bundan sonraki kısmını kızılderili haklarını kanunla korumaya çalışarak geçiren Geronimo, 1909 senesinde doğduğu Colorado eyaletinde öldü.
Kızıl Bulut
Kızıl Bulut (Mahpiu Luta)
“Beyaz adamlar bir daha ülkeme gelirlerse, onları cezalandıracağım.” Benekli Kuyruk ile birlikte Büyük Ovalar’daki ilk Kızılderili direnişinin önderi olan Kızıl Bulut, Dakota topraklarından geçmesi planlanan Bozeman Yolu ve üzerindeki kalelere karşı büyük bir mücadele yürüterek, askerleri ve beyaz yerleşmecileri Kızılderili topraklarından püskürttü. Askeri mücadelenin sonunda yapılan anlaşma ile ( 1868) büyük bir siyasi başarı elde etti. Ancak anlaşmadan sonra doğu kentlerine yaptığı ziyaretler sonrasında beyazlara karşı savaş kazanmanın mümkün olmadığına inandı. Hayatının bundan sonraki bölümünü yapılmış olan anlaşmaları korumaya çalışmakla geçirdi. Ancak beyaz yerleşmecilerin tacizine uğrayan gençlerin Oturan Boğa ve Çılgın At gibi savaş şeflerinin etrafına toplanmasıyla halkı üzerindeki etkisini yitirdi.
Washakie
Washakie (wahsh’-uh-kee) 1804-1900 Wyomingdeki Doğu Shoshoni yerlilerinin şefidir. O savaşçılığı kadar beyaz keşifçilerle olan dostça ilişkileri ile de tanınmıştır. 1850‘lerde demiryolu yapımı için devlete yardım etti. Sorunları dostça çözmeye çalıştı. Dostluk ve barışla bütün sorunların çözülebileceğine inanıyordu. Fakat beyazlar onun bu barışcıl yaklaşımına daima savaşla ve yağmayla karşılık verdi. O bütün yaşamı boyunca halkının geleceği ve refahı için çalıştı.
“Beyaz adam bize verdiği sözü tutmuyor. Beyaz adam avlarımızı vuruyor, postlarımızı gaspediyor, sığırları otlaklarımızı tüketiyor. Sizin güçlü ve büyük hükümetiniz bizim haklarımızı savunmuyor. Onlar sözlerini tutmadı. Toprağımızı işlemek için aracımız yok. Ürünümüzü hasat edecek malzeme bırakmadılar. Hayvanlarımız hala güçsüz ve hala yiyeceğimiz yok. Gelişmek için okula ihtiyacımız var. Hala çocuklarımızın okulu yok.
–Tekrar söylüyorum hükümet sözünü tutmuyor!—“
Little Crow(Şef Cetanwakuwa)
Little Crow, Şef Cetanwakuwa (Charging Hawk)’ın yaşça en büyük oğludur. Beyazlar babasının adını yanlış tanımladılar. (Şahin kelimesi yerine Karga olarak anladılar. )Bunun uzantısı olarak ta oğlunu Küçük Karga olarak tanıdılar, seslendirdiler. Onun gerçek adı kendi halkı arasında Taoyateduta idi.
1840 da Babası Şef Cetanwakuwa kaza kurşunuyla kendini vurup, öldü. Babasının bu ani ölümünden sonra Little Crow halkına şef oldu. Babası tanınmış bir şefti. Diğer Sioux kabilelerinden farklı olarak babasının 3 eşi vardı. O babasının ilk eşinden olan oğluydu.Babasının 2. eşinden ve 3. eşinden de oğulları vardı. Liderlik mücadelesini kazanmak isteyen üvey kardeşleri ona bir suikast hazırladılar. Son dakikaya kadar başarılı giden bir plandı bu. Büyük bir şölen verilmişti ve iki fıçı viski getirmişlerdi. O kalabalığın arasında kimse ne olduğunu anlamadan onu öldüreceklerdi. Hem balta hem silahla saldırmışlardı. Bu suikastte kolu kırıldı ve hayat boyu izini taşıdı. Onu öldürmeye çalışan üvey kardeşlerinin arkadaşları bir savaş çıkacağından korktukları için çekildiler. Kabile konseyi genç kardeşleri yargıladı ve suçlu buldu. Kınandılar ve sahip oldukları herşeyi bırakarak orayı terketmelerine karar verildi.
Little Crow’un annesi ruh dünyasının ve fiziğinin güzelliğiyle tanınan bir şef kızıydı. Onu daha küçücükken buz tutmuş gölün sularına sokar sonra karlarda oynatırdı. Bunlar onun sinirlerini ve bedenini güçlendiriyordu. Karanlık koruluklarda tek başına geziyor, doğayı tanıyıp korkuyu yeniyordu.
”Oğlum eğer iyi bir lider olacaksan öncelikle sessizliği dinlemeyi öğrenmelisin. Sessizlikte ruhların konuşmaları vardır” demişti annesi. Little Crow’un annesi kocası ikinci evliliğini yaptığında onu terketmiş bir daha da evlenmemişti. Kabilesinin yanına dönmüş ve ölümüne dek orada kalmıştı. Little Crow çok genç yaşta şef olmasına rağmen halkına çok büyük hizmetlerde bulundu, kızılderili kabileleri arasında ve kızılderililerle beyazlar arasında ilşkileri düzenlemek ve barış için çaba gösterdi.
Kızılderililer’de Yaşam
Kızılderili’ler hakkında öğrenilecek ilk şeylerden biri, pek çok türleri olduğudur. Bir Kızılderiliyi ilk olarak tepee’si içinde yaşayan, makosenlerinden alın bantlarına kadar boncuklarla parıldayan, tüylerden yapılmış güzel başlığını takan, örgülü uzun siyah saçlarıyla tomohawk’ı, davulu, tam-tam’ı, bıçağı ve hepsinden önemlisi, gösterişli bir şekilde süslenmiş, kol kadar uzun gövdesi olan kırmızı taştan piposuyla düşünürüz.
1541′de atlı İspanyollar Büyük Ovalar’a vardıklarında Kızılderililer’in kullandığı yegane yük hayvanı köpeklerdi. Kaçan İspanyol atlarının Kızılderililer tarafından kullanılmasıyla birlikte eşsiz bir kültür doğmaya başladı. Göçebeliği yaşam biçimi haline getiren, özellikle Büyük Ovalar’da ve batısında yaşayan Sioux, Cheyenne, Arapaho, Apache ve diğer kabileler için at gerek yaşam biçimini destekleyen hatta oluşumuna katkıda bulunan son derece önemli bir araç, gerekse statü ve zenginlik göstergesiydi.
İşaret dili Büyük Ovalar’daki Kızılderili kabilelerinin ortak anlaşma biçimlerinden biridir. Klavvolar’ın işaret diliyle mükemmel konuştukları biliniyor. İşaret dili kuzeyde Crowlar’ın yardımıyla Kanada topraklarına kadar uzanmıştı. Benzer bir iletişim örneği olarak duman işaretleri gösterilebilir. Cherokee halkından Sequoya’nın 1809′da geliştirdiğialfabe bilinen tek Kızılderili alfabesidir ve yazılı geleneği olmayan bir dil için dünya tarihinde eşi görülmeyen bir örnektir. Avrupalılar’ın gelmesinden önce kuzey Amerika’da konuşulan Kızılderili dilleri 300′den fazlaydı. Bu dillerin en az yarısı belgelenmeden ortadan kalktı ve geri kalanlarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. şu anda en çok konuşulan diller arasında Navajo (100.000), Creec (70.000), Ojibwa (50.000) ve Sioux (20.000) bulunuyor. Özellikle ticareti kolaylaştırmak amaçlı ortak jargonlar gelişmişse de Kızılderili dilleri bir genelleme yapılamayacak kadar farklı yapılara sahiptir. Sanılanın aksine aynı bölgedeki Kızılderililer bile aralarında anlaşamazdı. Buna karşılık Kuzey Amerika’da birçok yer hala Kızılderili adı taşıyor. Minnesota, oklahoma, Chicago gibi
Coğrafi bölgelere ve yaşama biçimlerine göre Kızılderililer’in barınma biçimleri farklılıklar gösterir. Eskimolar buzdan iglolarda yaşarken, güneybatıda ker*** evlerle yerleşik bir düzen, Havasapai gibi kimi izole yerlerde ise son derece zengin bir kanyon yerleşmesi kültürü bulunuyor. Doğudaki ormanlık alnlarda ahşap çatılı yapılar ön plana çıkıyor. Özellikle Büyük Ovalar’daki avcı göçebe halkların vazgeçilmez barınağı ise çadırdır (tipi). Bir tipi son derece iyi organize edilmiş bir mekana ve strüktüre sahiptir, kısa sürede oluşturulabilir ve kullanılan malzemeler çok işlevlidir. Örneğin çadır kazıkları yolculuk sırasında yük veya yolcu taşıma amaçlı kullanılabilir.
Kızılderili kadını kendi toplumunun büyük yaşam çemberinin tam ortasında yer alır. askeri ve yönetsel işlerden dışlanmaz. Aileyi çekip çevirme görevini onu birilerin bağlısı değil tersine bir bütünün parçası yapar. Birçok kabilede mallar kadına ait sayılır, mal ve ünvanlar kadın tarafından ilerler. Kadınlar Cherokee ve Iraquois halklarında aktif olarak yönetim görevi alır. Kızılderili kadını topluluk içinde üstlendiği görev ne olursa olsun bu görevi yerine getirme başarısına paralel olarak onurlandırılır ve mutlak saygı görür.
Kızılderililer’in geleneksel silahları arasında ilk sırayı ok ve yay alır. Deneyimli bir atıcı dakikada altı tane olmak üzere arka arkaya oldukça isabetli 20 ok atabilirdi. Bu silah Amerikan ordusunun kullandığı Springfield tüfeklerinden daha hızlı olmakla birlikte genel olarak etkisi daha düşüktü. Özellikle at üzerinde yapılan dövüşlerde tercih edilen mızraklar aynı zamanda törensel havası olan silahlardır. Yakın dövüş silahları arasında ise savaş baltası tomahawk ve çeşitli biçimdeki bıçaklar öne çıkar
Kızılderili müziği hemen her zaman bir rütüelin tamamlayıcısı olarak vardır. Başlıca müzikal ifade ise şarkıdır. Enstrümanlar temel olarak ritm amaçlıdır ve en çok kullanılanları davul ile zırıltıdır (rattle). Kızılderililer’in kullandığı tek melodik enstrüman flüttür. Şamanın çaldığı davul dansın ritmini belirler. Dans da genellikle bir rütüelin parçası olarak ortaya çıkar. En tanınmış danslar Savaş, Dağ Ruhları (Apache) ve Ateş danslarıdır. Ova Kızılderililer’inin Güneş Dansı yaradılışın bir temsili olarak kabul edilir. 1890′lara doğru ortaya çıkan Hayalet Dansı ise beyazların ortadan kaybolmasını ve yaban sığırlarının geri dönmesini sağlayacağı inancıyla çok kısa sürede popüler olmuştur.
Kabilelerin coğrafi dağılımı geçim yöntemlerini doğa ve iklim koşullarına bağlı olarak etkiler. Büyük Ovalar’daki kabilelerin yaşamları temel olarak buffaloya bağlıydı ve sürülerin peşinde göçebe bir yaşam tarzını getirmişti. Beyaz Amerikalılar’ın Kızılderililer’e karşı zaferi ancak milyonlarca buffaloyu yok etmelerinden sonra gerçekleşti. Güney ve güneybatı halklarının özgün tarımsal yöntemleri ve meyve bahçeleri savaşlar sırasında ortadan kalktı. Atlas okyanusu ve Büyük Okyanus’un kıyı bölgelerindeki halkların geçim kaynakları orman ve su ürünleriydi. Ancak beyazların bu kaynakları sahiplenmesiyle pekçok Kızılderili ölecek duruma geldi, bir kısmı da gerçekten öldü.
Eskimo dışındaki Kuzey Amerika kabilelerinin ortak inancına göre bir yaratıcı dünyayı yaratmış efsanevi bir lider ise kabileye kültürünü öğretmiştir. Ayrıca doğal olayları kontrol eden ruhlar vardır. bu ruhlarla yaratıcının ortak varlığı tek bir ruhsal güç olan Büyük Ruh Manitu’yu oluşturur. Birçok kabilede ölümden sonra yaşama ve reenkarnasyona inanılır. kızılderililer’e göre evren merkezinde dünya olan çok katmanlı bir yapıdadır. şamanların ruhlarla ilişki kurabildiğine inanılır. kızılderili inancının temelinde yatan tüm yaratıkların kardeş olduğu fikri, doğa ile kurdukları olağanüstü ilişkiyi açıklayabilir.
Ben II. Murad’ın torunu, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu, Yavuz Sultan Selim’in babası ve Cem Sultan’ın abisi Devlet-i Ali Osmani’nin 8. padişahı Avni mahlasıyla şiirler yazan II. Sultan Beyazıd Han…
3 Aralık 1447′de doğdum. İlime ve sanata karşı ilgili olduğum için babam Fatih Sultan Mehmed beni devrin en büyük alimlerince yetiştirdi.
Arapça ve Farsça eğitimi aldım. Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini öğrenerek babam Fatih Sultan Mehmed’in istediği Türk-İslam kültürüyle eğitimimi tamamladım.
Devrimin tüm alimlerini, ulemalarını ve sanatkarlarını sarayım etrafında topladım. Onlar için ayrıca bir para fonu hazırladım. Devrin din adamlarını sık sık sarayım etrafında toplayarak sohbetler düzenledim, bilgiler edindim.
Devrimin en önemli olayı 31 sene süren saltanatımın ilk 14 yılında kardeşim Cem Sultan ile yaptığım saltanat mücadelesidir.
(more…)
Savaşın ortasındaydım. Çocuk aklı işte koşturuyor durumun ne kadar ciddi olduğunu bile kestiremiyordum. Bombalar üzerimden, dev tanklar yanımızdan geçiyordu… Annem, annem neredeydi? Bir anda aklıma geldi annem az önce yanımdaydı ama şimdi, şimdi nerede annem? Ağlamaya başladım, kendimi çok büyük bir boşlukta hissediyordum, ürperdim bir anda. Yerde ölüler seriliydi ya annemse, ya babamsa bunlardan biri? Yalnızdım, yalnızlığa itilmiştim terkedilmiştim…
O sırada bir grup askerin savaş meydanı gezdiğini gördüm. Ben gözlerim yaşlı kalakalmıştım, kimsesiz… Bana sevgiyle yaklaşarak sordu askerlerden biri “annen nerede?” “Bilmiyorum?” diyebildim sadece. Hepsi birbirine baktı acıma ve üzüntü duygusu karışmıştı içlerinde ve yüzlerine vurmuştu bu duygular.”Nerelisin?” dedi. öteki asker üzgün ve mağrur bir ses tonuyla “Venedik” dedim. Buralardan değil, müslümanmı acaba? Diye konuştuklarını duydum ve hemen atıldım “Hayır, katoliğim” bunu o an için büyük bir gururla söylemiştim. Daha sonra beni oradan aldılar. Büyük bir medreseye geldik askerler beni buraya bıraktılar. Sonra burada eğitim göreceğimi ve başarıma bağlı olarak iyi yerlere geleceğimi anlattılar.
Seneler birbirini kovaladı… Medresede hem pozitif bilimleri görüyorduk hem de dini bilimleri anlatan dersler görüyorduk. O yıllarda en yakın arkadaşım Mehmet’ti. Önceki adını şuan hatırlamıyorum ama İslam’ı kabul ettiği zaman ona Mehmet adını vermişlerdir. Bende Fernando iken Süleyman olmuştum.
(more…)
TÜRK DÜNYASI – II
(13 VE 19. YÜZYIL)
A. MOĞOL İSTİLÂSI VE SONRASI
1. Cengiz ve Moğol Devleti
12 yy. sonlarında Cengiz Han tarafından kuruldu. Başkenti Karakurumdur. Moğolların Çin’i egemenliklerine alıp batıya doğru yürümeleri Asya’dan Anadolu’ya doğru olan Türkmen göçünü hızlandırmıştır. Anadolu’nun Türk’leşmesine etki etmiştir. İran kafkasya doğu ne güney Rusya’yı egemenliklerine almışlardır. Harzemşahlar devletini ortadan kaldırdılar. Cengiz’in ölümü üzerine devlet parçalandı.
Kırgızların Orhun-Yenisey’deki Uygurları 840 yılında ortadan kaldırması ve ardından kendilerinin de Moğol hâkimiyetine girmeleriyle beraber, en eski Türk yurdu Moğolların eline geçmişti. Artık 10.ncu yüzyıldan itibaren gittikçe güçlenen Moğol kabileleri, Türklerin siyasî bir birlik oluşturamamasından da yararlanarak, faaliyetlerini artırmışlar, ancak kendileri de güçlü bir siyasî birlik oluşturamadıkları gibi üstelik birbirleriyle sürekli mücadele etmişlerdir. 12.nci yüzyılda en güçlü Moğol kabileleri Orhun-Tula boylarında yaşayan Kerayitler, Baykal gölünün güneyindeki Merkitler, İrtiş civarındaki Naymanlar idi. Bu sırada Karahıtaylar da Maverâünnehir’de Harezmşahlarla mücadele halindeydi.
Cengiz Han’ın mensubu olduğu Kıyat kabilesi ve diğer Moğol kabileleri ise Onon-Kerülen boylarında dağınık hâlde yaşamaktaydılar.1155 yılında dünyaya gelen Cengiz (asıl adı Temuçin), henüz çocuk iken Kıyat kabilesinin han sülalesi Borcigidlerden gelen babası Yesügey Bahadır’ın, Tatarlar tarafından öldürülmesiyle, kendini zorlu bir mücadelenin içinde bulmuştur. Kahramanlığı ve zekasıyla kısa zamanda sivrilen Cengiz, 20 yaşındayken, bölgede önemli bir güce sahip Kerayitlerin beyi Tuğrul’un himayesini kabul edip, Cacirat beyi Camuka ile de kan kardeşlik kurarak nüfuzunu ve gücünü artırmıştır. kongrat kabilesi beyinin kızı Börte ile yaptığı evlilik ise mücadelesinde ona büyük bir üstünlük sağlamıştır. Nitekim karısını kaçıran Merkitleri, Kerayit ve Caciratların yardımıyla yenilgiye uğratmış, ardından Buirnor Tatarlarını ezmiştir (1198). Cengiz’in, Tuğrul Han ile birlikte Moğolistan’da hâkimiyet kurmaya çalışmasına Camuka karşı çıkmışsa da, 1201′de yapılan savaşta Cengiz galip gelmiştir. Ardından Cengiz, Çağan ve Alçı Tatarları üzerine yürümüş, yenilgiye uğrayan Tatarların çoğu katledilmiştir (1202).
(more…)
D. KÜLTÜR VE UYGARLIK
1. Devlet Yönetimi
Anadolu Selçuklu Devleti’nde ülke ve devlet Selçuklu ailesinin ortak malıydı. Hükümdara “Sultan” unvanı verilirdi. Anadolu Selçuklu Devleti’nin ilk başkenti 1077’de Süleyman Şah tarafından fethedilen İznik oldu. İznik’in 1097’de I. Haçlı Seferi sırasında düşmanın eline geçmesinde sonra başkent Konya’ya taşındı ve Anadolu Selçuklu Devleti yıkılana kadar öyle kaldı. Devlet işleri “divan” adı verilen kurullarda görüşülürdü. Bu divanların en büyüğü başkentteki “Divan-ı Saltanat” idi. Divana vezir başkanlık ederdi.
Anadolu Selçukluları ile Büyük Selçuklular arasında devlet yönetimi ile ilgili benzerlikler bundan ibaret değildir. Aşağıda hem Büyük Selçuklularda hem de Anadolu Selçuklularında bulunan önemli devlet görevlerini sıraladık. Birlikte okuyalım:
Melik: Selçuklu ailesinden olan ve vali olarak atanan devlet görevlileri.
Atabey: Sultan çocuklarına ve çocuk yaştaki meliklere danışmanlık ve eğitmenlik yapan devlet görevlileri.
Subaşı: İllerde askerlik ve güvenlik işlerine bakardı.
Kadı: İllerde adalet işlerine bakardı.
(more…)