Aile Kurumu Ve Türkiye’de Aile Yapısı
GİRİŞ
İnsan toplumla ilişkileri hayat mücadelesiyle başlar. İnsanoğlu öncelikle hayatiyetini devam ettirmek için gerekli olanakları (yiyecek, giyecek, barınak … gibi) yaratmak üzere çalışır ve çevresindekileri de amaçlarını gerçekleştirmek için çalıştırır. İnsan hayatiyetini korumak için çaba gösterirken bu çabasını; geleneksel, ahlak”i, dinî ve estetik bir takım unsurlar çerçevesinde gerçekleştirir. İnsan böylece varlığını koruma çabasına çevresindeki toplumsal unsurların etkisini de katmak durumundadır.
Kişinin çevresiyle ilk teması doğumla katılmış olduğu aile grubu içinde başlar. Sosyolojik literatürde çocukla aile üyeleri arasında başlayan bu etkileşim sürecine sosyalleşme denir. Sosyalleşme süreciyle kişinin içgüdüleri; toplumdaki hakim değer yargıları ve davranış kalıpları için eyerleştirilir. Böylece insanlığın hayat yürütümü hayvani seviyeden kurtarılır.
Kişinin sosyalleşmesi konusunda bu kadar önemli görevlere sahip olan aile kurumu başlı başına bir inceleme konusudur. Bu yazı çerçevesinde aile kurumu incelenecek ve Türk aile yapısı konusuna değinilecektir.
Ailenin Tanımı
Aile hakkında yapılmış her tanım onu değişik bir kategori için eyerleştirmiştir. Örnek olarak verilecek tanımlardan her biri aileyi sosyal hayatın ana şekillerinden biri olarak kabul etmekle beraber onu sosyal bir grup, sosyal bir birlik, sosyal bir örgüt, bir topluluk, sosyal bir kurum ve hatta sosyal bir yapı şekli olarak ayrı kalıplar içinde değerlendirmektedir.
Maclver ve Page’e göre aile, Sex ilişkilerine dayalı, çocuk sahibi olma ve bu çocukları yetiştirme özellikleri gösteren bir gruptur.
Winch de aileyi grup kategorisine sokmaktadır. Aile kuşak ilişkilerine göre ana, baba ve çocuktan meydana gelen bir gruptur.
Ülken’e göre, Aralarında gerçek veya uzlaşma bir akrabalık bağı olan yani bütün sosyal münasebetleri bir soy etrafında toplanmış olan zümrelere aile denir.
Sosyologların aile konusundaki bu değişik yaklaşımları bir taraftan ailenin sosyoloji bilimindeki yerini kesin olarak belirtmeye imkan vermemekte diğer taraftan da toplum için ne denli bir temel unsur olduğunu göstermektedir.
Bize göre aile, ana-baba, çocuklar ve tarafların kan akrabalarından meydana gelmiş ekonomik ve toplumsal bir birliktir. Özellikle bu tanım modern toplumlardaki ailelerin yetişkin üyeleri bakımından ele alınınca geçerliliği artmaktadır. Çünkü bu birlik kadın ve erkeğin açıkça belirttikleri amaçlarını gerçekleştirmek üzere bir araya gelmemelerinden oluşmaktadır. Ancak eşler çocuk sahibi oldukları andan itibaren aile sadece birlik olmaktan çıkıp daha kapsamlı bir anlam kazanır. Çocuk için aile onu daha büyük bir çaptaki topluluklara hazırlayan küçük bir topluluk modeli olmaktadır.
Ailenin Evrimi
Aile zümresi iptidai cemiyetlerden zamanımıza kadar bir çok şekiller geçirmiştir. Bu evrimde göze çarpan noktalar şunlardır:
a. Aile zümresinin ve akrabalık sınırının daralması.
b. Aile otoritesinin derece derece siyasi cemiyete geçerek daralması.
c. Ailenin dini vazifelerini kaybederek laikleşmesi.
Bu suretle cemiyetlerin evrimi ile ailenin evrimi arasında tersine nispet vardır denilebilir. Siyasi cemiyetler büyüdükçe aile daralmış, küçülmüş; salahiyetlerin büyük bir kısmını siyasi bir cemiyete bırakmıştır.
Ailenin evrimi bütün medeniyetlerde aynı kavisi çizmemekle, bazı medeniyetlerde bazı aile tipleri özel bir karakter göstermekle beraber, umumi hatlarında ailenin şu altı safhadan geçtiği söylenebilir.
1. Totem ailesi (f. totemiue),
2. Ana tarafından aile (f.cognalique),
3. Baba tarafından aile (f.agnalique),
4. Babaşahlık aile (f. patriarcale) – Roma ailesi,
5. Babalık aile (f. paternelle) – Cermen, Türk ailesi,
6. Modern aile (f. conjugale).
Ailenin Karakteristik Özellikleri:
Aile bir çok yönleriyle diğer sosyal yapılardan farklı kendine özgü bîr takım özellikleri bulunan bir sosyal örgüttür. Toplumsal yapıdan fazlasıyla etkilenen bu bünyeden bir takım değişiklikler meydana gelmekle beraber onun kendine has özeliklerinde bir devamlılık Söz konusudur. Maclver ve Page’in “SOCETY” adlı eserlerinde bu özellikler aşağıda belirtilen sekiz ana grupta toplanmıştır:
1. Aile Evrenseldir.
Aile bütün sosyal şekiller içinde en fazla evrensellik özelliği göstermektedir. Her toplumda ve sosyal gelişimin her devresinde bulunduğu gibi hayvanlar aleminde de görülmektedir. Her insan bir aileye mensuptur ve o ailenin çeşitli sorumluluklarını taşıyan bir üyesidir.
2. Aile Duygusal Bir Temele Dayanır.
Aile kökleri organik bünyemizde olan karmaşık duygularımızla temellendirilmiştir. Bunlar nesli devam ettirme arzusu, annelik, arkadaşlık, ebeveynlik duygulandır. Bu duy¬gular; romantik sevgiden ırk gururuna, eşlerin şefkat duygularından ailenin ekonomik güvenliğine, kişisel ihtiraslardan neslin devamlılığı duygusuna kadar yükselen ve top¬lumsal ilişkiler sonucu beliren birbirine bağlı ikincil duygularla kuvvetlendirilmektedir.
3. Aile Şekillendirme Özelliğine Sahiptir.
Çocuğun kişilik yapısı aile içinde gelişir. Aile üyeleri bireyin hem organik hem de zihni alışkanlıklar kazanmasını sağlar. Bireydeki sosyalleşme olayı aile içinde gerçekleştiğinden ve ailenin çocuk üzerindeki etkileri kişilik gelişmesinin bir parçası olduğundan hayat boyu yetişkine arkadaşlık edecektir.
4. Ailenin Kapsamı Sınırlıdır.
Aile biyolojik koşullar çerçevesinde sınırlı bir büyüklüğe sahiptir. Şekillenmiş sos¬yal yapıların en küçüğüdür. Su durum Özellikle modem toplumlardaki akraba gruplarından tamamen uzaklaşmış küçük aileler için geçerlidir.
5. Aile Sosyal Yapıda Çekirdek Özelliği Taşır.
İlkel toplumlarda olduğu kadar baba otoritesinin hakim olduğu toplumlarda bütün sosyal yapı aile ünitelerinden meydana gelmiştir. Karmaşık, modem toplumlarda aile bu özelliğini kaybetmekle beraber yer yer sosyal sınıflar içinde birliğinin çekirdeklik özelliğini devam ettirme eğilimi de görülmektedir. Topluluk için verilmiş olan tarifler¬den biri de. aileler birliğidir.’ Aslında bu tarif bugün de bazı koşullarda özellikle mahalli topluluklar için geçerli olabilmektedir.
6. Aile Üyelerinin Sorumlulukları Vardır.
Aile, üyelerinden diğer birliklerde görülmeyen devamlı ve çok sayıda isteklerde bulu¬nur. Kriz zamanlarında insanlar memleketleri için çalınıp savaşmışlardır. Belli bir süre sonu kendilerinden beklenen görevi tamamlamışlardır. Ailenin üyelerinden beklediği görev ise yasam boyu devam etmektedir.
Aile, erkeği ve özellikle daha çok kadını, kendilerinden çok başkaları için güç görevler yapmağa ve ağır sorumluluklar yüklenmeğe zorlar. Ailenin duygusal bir temele dayanmış olması ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken görevler aileyi gittikçe artan sorumluluklara götürmektedir.
7. Aile Sosyal Kurallarla Çevrilidir.
Aile sosyal tabuların ve kanuni yasaların şekillendirdiği bir sosyal düzendir. Evlilik kurumu kesin kurallarla belirlenmiş bir hukuki anlaşmadır. Eşlerin saptanmış olan bu kuralları değiştirmeye haklan olmayıp onlara aynen uymak zorundadırlar. Evlilik kont¬ratının sekli toplumlar arasında farklılık göstermekle beraber, modem toplumlarda ailele¬rin hemen hepsinde bulunan bir özellik vardır. Tarafların kendi arzularıyla serbestçe katıldığı fakat karşılıklı anlaşma ile dahi kolayca ayrılmadığı ya da kendi kendilerine feshedemediği ender birliklerden biridir. Evlilik hukuki bir bağla başladığı gibi boşanma gibi hukuki bir işlemle de son bulmak zorundadır.
8. Aile Sürekli Ve Aynı Zamanda Geçici Bir Tabiata Sahiptir.
Aile kurum olarak devamlılık ve evrensellik özelliği gösterir, iki kişinin kurdukları bir birlik olarak ise toplumdaki diğer Örgütler içinde en geçici ve değişken olanıdır. Aile yaklaşımındaki bu iki görüşün çelişkili bir durum göstermesi ailenin sosyolojik olarak yerinin saptanması konusunda karşılaşılan güçlüğün uygulamaya yansıyan bir örneğidir.
Ailenin sahip olduğu bu yaygın ve değişmez Özelliklerin yanı sıra Maclver her aile¬nin normal olarak dört aşamalı bir gelişim gösterdiğini ileri sürmektedir. Bu aşamalar evliliğe hazırlık, evliliğin başlaması, çocuk yetiştirme ve olgunluk devresidir. Ancak bütün ailelerin bu aşamaları geçirmeleri beklenemez. Çocuk sahibi olmayan çiftler çocuk yetiştirme, eşlerden birinin erken ölümü, ayrı yaşama ya da boşanma gibi nedenler dolayısıyla da olgunluk devresine ulaşamayan aileler vardır.
Toplumsal koşullarla ilişkili olarak bu devrelerin süreleri toplumlar arası farklılık gösterir, örneğin memleketimizde çocuk yetiştirme devresi batı memleketlerine oranla daha uzundur. Batı kültüründe çocuk erken yaşta ana baba evini terk ettiği halde bizde ge¬lenek ve göreneklerimizin özellikle ekonomik koşullarımızın kaçınılmaz bir sonucu ola¬rak geç yaşlara kadar gençler baba evinde kalmaktadır. Dolayısıyla kendine Özgü özellikleri ve sorunları daha farklı ve karmaşık şekilde ortaya çıkmaktadır.
Normal bir ailenin yaşam boyu bu aşamalardan geçmesi kişi olarak kadın ve erkeğin psikolojik durumlarını yakından etkilemektedir. Ailenin diğer üyeleri ve özellikleri çocukların kişilik gelişimi de bu süreçle yakından ilgilidir.
Aileye yaklaşımlar konusundaki bir diğer sınıflama da şöyledir:
1) Sosyobiyoloji
2) Yapısal fonksiyonalizm
3) Hümanist psikoloji
4) Sembolik etkileşimcilik.
Aile, ayrıca sosyal bir sistem olarak ele alınıp incelenmektedir.
Biz burada aile konusunda sosyolojik yaklaşımdan ve bu yaklaşımların özellikle¬rinden söz edeceğiz.
1) Yapısal Fonksiyonel Yaklaşım
Bu yaklaşımın temel düşünceleri:
a. Her toplum çoğunlukla kurum diye adlandırılan, om. aile gibi, alt sistemlerin oluşturduğu bir bütün veya bir sistem olarak görünmekte¬dir,
b. Toplumu oluşturan her parça diğer parçayı etkiler, yani bir parçadaki değişme, diğer her parçadaki değişmeyi en azından potansiyel olarak etkilemektedir,
c. Sosyal sis¬temlerin bir dinamik denge içinde en iyi biçimde varlığını sürdürdüğü düşünülmektedir, yani meydana gelen gelişmelerin çoğu, sistemin işleyişini bozmayan sınırlar içinde oluşmaktadır.
Bu çerçevede de, aile kurumunun temel olarak üreme yoluyla toplumun işleyişini sağladığı ve toplumun sürekliliğini sağladığı düşünülmektedir.
Yapısal-fonksiyonel yaklaşımda aile, kendi içinde aile sisteminin ve nihayette sosyal sistemin korunmasında önemli fonksiyonları olan ve rol-statü toplumları bakımından en iyi konumlara sahip bireylerden ibarettir. Bireyler, ya yapının taleplerine yanıt vererek ya da yapının sının altında eyleme geçerek sistemin devamlılığına katkıda bulunurlar.
Fonksiyonalist yaklaşıma göre en yalın ifade ailenin evrensel bir kurum olduğu ve bu nedenle de bazı evrensel fonksiyonları yerine getirmesi gerektiği seklindedir: Belli temel fonksiyonel ön gereklilikler vardır ve eğer toplum devam edecekse bu gereksinim¬lerin karşılanması gerekir. Aile kurumu bu fonksiyonları en iyi biçimde karşılar. Bu görüş, gelecekte, bu fonksiyonların en azından birkaçının ya da tümünün diğer kurumlar tarafından yerine getirilmesinin olası olduğunu da ifade eder.
Aile kurumu bazı evrensel ve zorunlu fonksiyonlarla içinden çıkılmaz bir biçimde bağlanmamıştır. Parsons tarafın¬dan çok açık olarak gösterilen bu yaklaşım evrimci bir perspektife bağlıdır. Kısaca bu görüş, toplumların ve sosyal kurumların birbirlerinden farklılaşarak yapısal bir farklılaşma süreciyle evrim geçirdiğini ifade eder. Böylece modern toplumda iş evden ayrılmış olur. Bu, ailenin fonksiyonlarının aile ile toplum arasındaki ilişkiler gibi değişebileceği¬ni ifa eder.
Parsons’ın fonksiyonalizmi, kendi görüş içinde, kadınların aile içinde “anlamlı” (expressive) rol oynadığını açıklar, onlar müşfik, itaat edici, doyurucu; sevgi gereksinimi karşılayıcı ve duyguludurlar n. öte yandan erkekler, aile içinde, “araçsal” (instrumentel) bir rol oynamalıdır, onlar liderdir, yaratıcı ve orijinaldir, kurulu aile ekonomisine, eve gelir getirmektedir.
Parsons’a göre, eğer yetişkin bir erkek, uygun bir mesleki rol içinde yaşamını ve geçimini sağlayamıyorsa, diğerlerinin gözünde saygın bir statü elde edemez ve kendine saygısını yitirir. Kadının rolü açısından ise durum radikal olarak daha farklıdır. Kadının başlıca statüsü çoğunun annesi ve kocasının kansı şeklindedir.
Fonksiyonalizmin temsilcilerinden Parsons, bu rolleri zorunlu ve gerekli olarak ta¬nımlamakta ve herhangi bir değişmenin tehlikeli olacağı konusunda uyarmaktadır. Kadınların da kuşkusuz, erkekler için sözü edilen modeli izleyebileceği, mesleki bir basan sağlayarak bir kariyer elde edebileceğini, fakat bunun aile yapısında derin yer değiştirme¬lerle mümkün olacağını söyler. Tam bir fırsat eşitliğinin ailenin pozitif dayanışmasıyla uyum sağlayamayacağını belirtir.
Friedan’a göre Parsons, çoğu kapitalist toplumda, kadının bağımlı pozisyonunu ta¬nımlamakla kalmaz, aynı zamanda aile dayanışmasını sürdürmenin zorunlu olduğunu da ifade eder. Böyle olmadığında var olan toplumsal yapının tahrip edileceğini söyler.
Fonksiyonalistler, ailenin, belli bir toplumda daha fazla veya daha az fonksiyonel olabileceğini düşünürler. Yavaş değişmekte olan toplumlarda, ailenin fazla fonksiyonel olduğu düşünülmektedir, yani, aile toplumun varlığını sürdürmesi için gerekli fonk¬siyonların çoğunu veya hepsini yerine getirmektedir. Hızla değişen toplumlarda aile, genel olarak daha az fonksiyoneldir. 1928′de William F. Ogborn, ailenin fonksiyonlarım kaybettiğini gözleyerek “The Changing Family”yi yazmıştır. Burada ailenin fonksiyon¬larının okul, kilise, çamaşırhane, yemekhane gibi yerlerde yerine getirildiğini belirtmek¬tedir.
Aileye fonksiyonel olarak yaklaşım alanı, genellikle aile ile pazar, mesleki ort*** okul gibi ikincil gruplar arasındaki, aile ile aile üyeleri, kardeşler ve karı-koca arasındaki karşılıklı etkileşimi içerir.
Kısaca yapısal fonksiyonalist çerçeveye göre, sosyal davranış, bir toplumun ihtiyaç¬larına ve fonksiyonlarına katkıda bulunmalıdır, aile de bu toplumsal fonksiyonlardan bi¬rini yerine getirir, her sosyal sistem gibi aile de dengeye doğru bir eğilim içindedir, aile davranışları normlar tarafından geniş ölçüde belirlenmiştir, sosyal bir varlık, kadın olsun erkek olsun yaşadığı sosyal sistem tarafından koşullandırılmış bir kişidir, bağımsız eylem asosyaldir.
Bu yaklaşım, yapının statik görünümünü vurgulamakta ve değişim sorununu dikkate almamaktadır.
Bu yaklaşımın kadınlara bakış açısı da şöyle açıklanabilir. Çoğu fonksiyonalist, top¬lum içinde kadının fonksiyonunun aileyle sınırlı olduğuna inandığı için politika veya ekonomide de kadınların rolünün toplum açısından disfonksiyonel olduğunu düşünmek eğilimindedir, örn. bazı geleneksel siyaset bilimcileri eş olarak kadının ve annenin fonksiyonlarının, kadınları Önemli politik katılımlardan zorunlu olarak dışladığım iddia etmektedir ve tartışmaları aile konusundaki fonksiyonalist bakış açısına dayandırılmak¬tadır.
Bu yaklaşımı kullanan yazarlar arasında ABD’de Talcott Parsons, Kingsley Devis, Robert Merton, George Homans, Marion Levy, W. Goode, R. Winch, Fransa’da A. Girard, Levi Strauss, feminist sosyologlardan da S. Rowbothan, M. Menston, J. Mitchell, Gardiner, D. Surth ve C. Delphy sayılabilir.
2) Aile Konusunda Sistem Yaklaşımı.
Bir sistem, her bir unsurun diğerleriyle belirli bir zaman periyodunda oldukça sabit bir şekilde ilişkili olduğu, nedensel bir örüntü içinde dolaylı veya doğrudan ilişkili parça veya elemanların bir kompleksi olarak tanımlanabilir. (Burckley, 1967) Bu tanım çerçevesinde aile de bir sistem olarak sınıflandırılmaktadır. Bu yaklaşıma göre aile sistemi¬nin nitelikleri şunlardır:
Aile sisteminin unsurları ve aile üyeleri tarafından işgal edilmiş pozisyonlar, birbirine yakından bağlı derecelerde değişme gösterir. Her aile sisteminin sahip olduğu pozis¬yonlar bütünlüğü söz konusudur. Bu pozisyonlar aileyi bir sistem yapan yapıyı oluştur¬makta, birbirleriyle etkileşim içinde bulunan bireyler tarafından işgal edilmektedir.
Bir sistem olarak ailenin diğer niteliği de iç ve dış değişmeye uyum sağlayabilmesidir. Aile dışından sürekli bilgi akışı olmaktadır. Aile üyeleri ve aile dışındaki kişilerden bilgi akışı sistem kuramında feedback süreçleri olarak kavramsallaştırılmıştır. Aileler sadece bilgi akışı ve iletişim kalıplan geliştirmezler, aynı zamanda aile hedeflerine ilişkin mo¬deller de geliştirirler. Aile üyeleri Walter Buckley’in terimleriyle söylemek gerekirse, he¬defleriyle şu andaki konumlarını karşılaştırmaktadırlar. Hedeflerle gerçekleştirilenler arasında bir uygunsuzluk da olabilir. Bu noktada aile üyeleri ya hedeflerini değiştirecek¬tir, ya da davranış değişmelerine gidecektir.
Toplumsal sistemlerin toplumsal psikolojik temeli, üyelerinin rol davranışları, bu davranışları öneren ve onaylayan normlar ve bu normların dayandığı değerlerden oluşur. Roller, normlar ve değerler, toplumsal sistemlerin bütünleşmesinde karşılıklı ilişki üç temel oluştururlar. Bu tür bir yaklaşım aileleri küçük değişikliklere uyum sağlayan değişme aracı olarak görür. Şöyle ki, birbirine bağımlı aktörlerin bir sistem olarak aile ortak normlara uygunluk içinde bir etkileşim kalıpları orunlusu oluşturur. Bu örüntüler yoluyla aile, toplumun ihtiyaçlarını yanıtlama ve bireyin ve ailenin hedeflerini karşılama görevlerini yerine getirir. Aile kapalı bir sistem olmaması nedeniyle, üyeleri, okul ve iş gibi diğer gruplara katılırlar. Gelişme sonucu oluşan bu değişmeler ve farklı rol tanımları, ilişkileri nedeniyle aile de değişime uğrar: Aile istekleri, ihtiyaçları tahmin edilmeyen bireyler, işveren, akran grupları, öğretmen gibi dış ajanlardan etkilenir. Var olan kalıplarla yeni istekler uyum sağlamadığında çatışma ortaya çıkar. Bu durumda aile çalışmayı önlemek için var olan kalıplara uygunluğu sağlamaya çalışır veya duygulan baskı altında tutar. Eğer bu stratejiler başarılı olmazsa aile, geliştirdiği davranışları ve normatif beklentilerini gözden geçirir, davranışları değiştirir. Yeni davranışlar aile içinde dengeyi oluşturur ve kalıplaşmış olur. Bu da sistem yaklaşımı içinde yer alan homeostasis veya göreli denge kavramlarının önemini belirler.
3) Aile Konusunda Sembolik Etkileşimcilik
Aile konusunda kullanılan çerçevelerden biri de, etkileşime! çevredir. Amerikan sos¬yologları aileyi daha ziyade karı-koca ve çocuklar arasındaki etkileşim açısından incele¬mişler ve sembolik etkileşimcilik diye bilinen kavramsal çerçeveyi kullanmışlardır. Sembolik etkileşimcilik, insanların diğer bireylerle kurdukları iletişim üzerinde yoğun¬laşırlar.
Sembolik etkileşimciler, toplumsal etkileşimin sembolik olmayan etkileşim ve sembolik etkileşim olmak Üzere iki düzeyde ele alınabileceğini söylerler. Sembolik olmayan etkileşimde, insan bir diğerinin davranış ve jestlerine doğrudan doğruya tepki gösterir, sembolik etkileşimde ise, insanlar, davranış ve jestleri, ona verdikleri anlam temelinde yorumlayarak değerlendirirler. Sembolik iletişim bir diğer kişinin davranış veya sözlerinin anlamının yorumlanması ve tanımlanmasını gerektirir, insan grupları, böyle bir tanımlama ve yorumlama sürecinden oluşmaktadır.
Sembolik etkileşimi ele alan George H. Mead, Charles H. Cooley gibi kuramcılar, bizlerin hem sosyal hem de bireysel yönümüzün olduğunu varsayarlar. Psikologlar, sembolik etkileşim içinde katılanların psikolojik donanım öğelerine başvurarak etki¬leşim içindeki bireyin davranışını dikkate alırlar, bu öğeler güdüler, duygular, tutumlar ve kişiliktir. Sosyologlar ise aynı şeyi toplumsal faktörlere başvurarak yaparlar: Bu faktörler, kültürel yönelimler, adetler, değerler, sosyal roller ve yapısal yaptırımlar, vb.dir.
Sembolik etkileşim yaklaşımı aile gibi sosyal kurumları birinci sosyal yapılanmalar olarak dikkate almaktadır. Sembolik etkileşimciler, sadece dış gözlemle sosyal etkileşi¬min anlaşılmasının mümkün olmadığını savunmaktadırlar. Araştırmacı, bir aile içinde yaşayanların durumlarını nasıl tanımladığını öğrenmelidir. Bu yaklaşıma göre aile etki¬leşim içindeki kişilerin birliğidir. Birey, bireysel veya kolektif olarak, tanımlanmış olan, diğer aile üyelerinin rol beklentilerini ve normları algılar, aile içinde belli sayıda rollerle beklentilerini ve normlarını algılar, içinde belli sayıda rollerle belirlenmiş bir konum işgal eder. önce kendi düşüncesi veya referans grubu açısından rol beklentilerini tanımlar. Bu rol beklentilerine göre rolünü oynar. Sembolik etkileşimciler rol analizine ek olarak, otorite örüntüleri, iletişim süreçleri, çatışma, sorun çözme, karar alma ve stress reaksiyonu, aile etkileşiminin diğer görünümleri, evlenmeden boşanmaya değin tüm etkileşim süreçleri, statü sorunları gibi konular üzerinde odaklaşırlar. Etkileşimci yaklaşımın varsayımları şunlardır:
1) Aile davranışları, toplumsal normlar tarafından olduğundan ziyade aile içinde bulu¬nan faktörler tarafından etkilenir.
2) Sosyal davranış, sosyal çevreden ortaya çıkmaktadır.
3) Temel bağımsız birim, diğerleriyle etkileşim içinde bulunan, karar alabilen, aktif bireydir.
Çoğunlukla etkileşimciler diye adlandırılan sembolik etkileşimciler, ailenin iletişimle yoğrulması süreçleri konusunda yoğunlaşır. Sembolik etkileşimciler, az sayıda aileyle geniş kapsamlı çalışmalar yaparlar. Ailelerin her birinde gözlem yaparlar, aile üyeleriyle bir dizi görüşme yaparlar, bu görüşmeler yoluyla aileyi niteleyen etkileşim kalıpları tür¬lerinin anlaşılmasını sağlarlar.
Bir Tampon Kurum Olarak Aile
Tampon kurumlar sosyal değişmenin buhransız olmasını sağlayan çözülmenin önüne geçen ve gerek bünye fonksiyon bakımından her iki sosyal yapıdan farklı yönleri olan yapılardır. Bu kurumlar değişme süreci içerisinde ortaya çıkarlar. İşte biz aileyi değişen bir toplum içinde makro seviyede tampon mekanizma fonksiyonuna sahip bir tampon kurum olarak ele alıyoruz. Şüphesiz aile, değişen bir toplum içinde tek tampon mekanizma değildir. Hatta diğer tampon mekanizmalarla kendi güvenliğinin sağlandığı da bir gerçek olabilir. Fakat aileyi etkileyen mekanizmaların toplamı zaten ailenin bir toplumdaki yapısını ve fonksiyonları belirlendiğinden, etkileşimin bu yönü, aile kurumunun yapı ve fonksiyonlarının incelenmesinde ortaya çıkar.
Gelişme seviyesi ne olursa olsun bir toplumun her an değişmekte olduğu kabul edilirse her toplumda tampon mekanizmaların bulunduğu ortaya çıkar. Bu ise bizi ailenin bir fonksiyon sahibi olduğu sonucuna ulaştırır. Geleneksel geniş ailenin yapısına ve fonksiyonuna diyalektik açıdan bakıldığında ailenin toplumsal değişme için bir ölçüde kaynaktır. Aynı durum çekirdek aile için de söylenebilir.
Tampon mekanizma kavramı, aileyi sosyal yapı içinde çok yönlü bir etkileşim sonucu fonksiyon ve yapı değiştirerek, toplumun bütünlüğünü ve kişinin güvenliğini sağlayan bir kurum olarak ele alır.
AİLE TİPLERİ
Bu kanunun ne olduğunu görebilmek için, önce aile tarihinin bize gösterdiği tipleri gözden geçirmek gerektir, ilk aile tipinin vasıflarını, ilk cemiyet tipi olan klanda görmekteyiz. Burada klan ve aile birbirine girmiş, girift bir haldedir. O kadar ki siyasî cemiyet olan klan ile, ev hayatının vasıflarını taşıyan aileyi birbirinden ayırmak ilk bakışta imkânsızdır. Bunun için, klanın vasıflarını ayni zamanda en iptidî ailenin vasıflan olarak göz önünde tutmalıdır.
A) Klan ve Aile Birliği
Biliyorsunuz ki klan, siyasî cemiyetlerin hiç başkalaşmamış (differencie) olan ve bu bakımdan en ilki sayılması gereken halkasıdır. Bütün içtimaî müesseseleri ve içtimaî değerleri, dolayısıyla aile hayatına mahsus vasıflan birer kaos gibi içinde toplayan klanı yakından anlamak için onun, bu müessese ve değerlerle ilişiğini göz önüne almak icap eder.
1. Siyasî Bakımdan Klan
Siyasî cemiyetin ilk halkası olan klan, gelip geçici toplanmalardan, bir maksat et¬rafında kurulup sonradan dağılan birleşmelerden tamamıyla ayrı, teşkilâtlı bir içtimaî zümredir. Klanın birliğini temin eden siyasî kuvvet, klanın kendisindedir. Bazı içtimaiyatçıların, şef üzerinde toplanan siyasî hakimiyetine işaret etmeleri, müşahedelere ta¬mamıyla uymuyor. Çünkü klanda hiçbir kimse, bir diğerinden eksik veya fazla bir şah¬siyete sahip değildir. Her ne kadar yaşlılık veya tembellik bakımlarından bazı klan fertleri, diğerlerinden saygı görüyorlarsa da bu onların herhangi bir siyasî kuvvet elde et¬tiklerini ifade etmez. Kendilerine gösterilen bu saygıyı, onlar din ayinlerindeki bilgi ve tecrübelerine borçludurlar. Diğer taraftan bu şekilde tasarlanan klanın, bugün aileye ver¬diğimiz içtimaî manâyı taşıdığını söylersek, iptidaî ailede herhangi bir hukuki kuvvete sahip ferdin bulunmadığı anlaşılır.
2. Dinî Bakımdan Klan
Klan, aynı zamanda dini düşünüşün kaynağıdır. Umumî içtimaiyat bölümünde gördüğünüz gibi bu düşünüş, totemizm etrafında toplanır. Totemizme göre klan fertleri, bir hayvan veya nebatı ecdat olarak tanırlar. Bu hayvan nebat veya cisim o klana mensup olanlarca totem sayılır. Eğer bu totem, bir kurt, bir şahin… ilâh, ise, klan fertleri, atalarının bu hayvandan indiğini sanırlar. Klanın siyasî bir zümre kadar bir ev cemiyeti de olmasında bu inanışın büyük bir tesiri vardır. Ailenin en tabiî ve geniş tarifi kendile¬rini hısım sayanların yekûnu olduğuna bakılırsa aynı totem etrafında toplananların bu tarife göre bir aile olduğu açıktadır. Bu noktayı aile adlan da gösteriyor. Bir klana men¬sup olanlar aynı klan adını taşıyorlar. Türk bilgiçlerinden Kâşgârlı Mahmut, eski Türk klanlarında herkesin soy adlarıyla tanındığını söyler.
Din ayinlerine katılanlar, ancak bu adı taşıyanlardır. Cemiyetin yazılı şekli girmemiş hukukiyle hısım tanınanlar, aynı klan adına, aynı toteme sahip olanlardır.
3. Hukuki Bakımdan Klan
Klanda hukuk sahibi olan fert değil, klandır. Mes’ul olan, cürmü işleyen fen olmayıp onun mensup olduğu içtimai zümredir. Keza her hak, klana aittir. Eğer fertlere bir vazife verilmiş ise, veya bir ceza çektirilmiş ise bu onların bir ferdiyet olmalarından ileri gelmeyip zümre vicdanınca hak ve vazife sahibi bir klanın parçası olarak göz önüne getirilmiş olmalarındandır. Bugünkü bazı yan medenî cemiyetlerde görülen aşiret ve kan davalarının klan hukukunun bir izi olduğu aşikârdır. Klanın böylece hukukî bir şahsiyet olması, onun birbirlerini adeta bugünkü kan veya evlenme bağlarına hısım olan aile aza¬lan gibi, hısım sayan, aralarında karşılıklı hak ve vazife beraberliği duyan fertlerden vü¬cuda gelmiş olmasındandır.
4. Aile Bakımından Klan
Siyasî, dinî, hukukî manzaralarını çizdiğimiz klanın vasıflarını tamamlamak için onu bir aile hukuku bakımından yoklamak gerektir. Klanın aslında, totem bağı üzerine dayanan hısımlık telakkisi itibariyle bir aileden başka bir şey olmadığını gördük. Fakat onu ailelik sanatı ile vasıflandıran şey, daha ziyade dışarıdan evlenme (Exogamie) adeti¬dir, tik cemiyetlerde erkek ve kadın münasebetlerinin hiç bir kayda bağlı olmadığım, ser¬best ve kayıtsız bir cinsî hayatın bulunduğunu söyleyen bazı içtimaiyatçıların sanısı ter¬sine olarak klan fertlerinin bu adet ile cinsî münasebetlere düzen verdiklerini görüyoruz. Klandaki adet hukukuna göre herhangi bir klandan olan erkek veya kadın, hayat arka¬daşını kendi klanından seçemez. Zira klan ayni toteme tapanlardan vücuda geldiğine göre aynı klan içinde evlenme, totem dinine karşı bir saygısızlık, haram olan bir harekettir. Bunun için iptidaî, totemi başka olan klandan karı veya koca tedarik eder. Çünkü kendi toteminden gayri olan totemler, kendisi için mukaddes ve kutlu değildir. Klanın yazısız olan ceza hukukuna göre, bu adete karşı gelenler ağır cezalara çarparlar. Meselâ Avustralya’da bu cezanın ölüm olduğunu söylemek, dışarıdan evlenme düzeninin kuvvetini göstermeye yeter.
B) İkinci Aile Tipi
Siyasî ve ailevî müesseseleri kendinde toplayan klan, yapıca bir değişmeye uğrar uğ¬ramaz, içindeki içtimaî müesseselerde durumlarını değiştirmek mecburiyetinde kalırlar. Toprağa bağlı olmayan klan, toprağa yerleşip köy halini alınca bir yandan totem dini yerine ecdad dinine bırakır, öte yandan ayni toteme tapma esasına dayanan klan hısımlığı yerine, toprak üzerinde sayısı klanınkinden daha az fertlerin arasındaki hısımlığa geçer ki temeli, bir toprak üzerinde beraberce çalışmaktır, işte o zaman bugünkü hısımlığın esası olan kan beraberliği, değer kazanmıştır.
1. Zadruganın Seciyeleri
Bu değişmeyi en canlı surette bize gösteren misalini Balkan İslavlarında, Zadruga denen tipte görürüz. Siyasî cemiyet ile ev cemiyeti arasında ilk başkalaşma hâdisesi bu¬radadır. Çünkü toprağa yerleşen klan ile aile birbirlerinden ayrılmağa başlar. Ayni siyasî cemiyet içinde bir kaç aile kurulur. Kandaşlık, hısımlığın temeli olur. Muhtelif aile tabakaları ayni toprak mülkü etrafında beraberlik teşkil ederler. Zadruganın klan ile bir olan tarafı sudun Muhtelif aile tabakaları ne ayrı bir mülk sahibidirler, ne de hukukî bir şahsiyete maliktirler. Ayrı olan tarafına gelince bir Zadruga siyasî cemiyet¬ten ayrılmıştır. Muhtelif aile tabakalarından vücuda gelen büyük ailenin erkek bir reisi vardır. Bu reis büyük ailenin şefi olmakla beraber vazifesi ailenin varlığına sadece neza¬ret etmektir. Biraz aşağıda anlatacağımız pederşahide müessesesinin şefi olan babanın saltanatı, henüz bir başlangıç halindedir. Zadruganın şefi ölünce, onun yerine Zadruganın erkek azalarından biri geçebilir. Ailenin yapısı olduğu gibi kalır.
C) Üçüncü Aile Tipi Pederşahlık
Siyasî cemiyet ile ev cemiyeti arasındaki başkalaşma daha aşikâr bir şekilde aile tip¬leri pederşah olan cemiyetlerde görülür. Bu tipe misal olarak umumiyetle Roma ailesi zikredilir. Roma ailesi, siyasî cemiyetten tamamıyla ayrılmış, başlı başına bir birlik ha¬lini almıştır. Ailede hısımlığın temeli kandaşlık ise de sayısı Zadrugada olduğu gibi fazla değildir. Bir aile, aile tabakalarının (souche) yekûnundan vücuda gelmez.
Her aile tabakası, başlı başına bir aile olup hükmedici bir baba tarafından idare edilir. Toplu mül¬kiyetin mevcudiyetinden ötürü, aile fertleri hiç değilse taşınmaz mallar üzerinde ferdi mülk hakkına sahip değildirler.
1. Dinî Bakımdan Pederşahlık
Ailesi içinde kayıtsız bir hakimiyete sahip olan babanın bu salâhiyeti hangi esasa dayanır? Bu soruya cevap vermek için pederşahî ailesinin dini manzarasına bakmak gerektir. Siyasî cemiyetten ayrılarak teşekkül eden bu aile tipi, ecdad dini esası üzerine ku¬rulmuştur. Pederşah (Pater familias)ın etrafında toplanırlar, evin ecdad ruhu tarafından korunduğunu, bu ruhun yalnız aile ocağının sürekli ve emin şekilde yaşamasına değil, aynı zamanda tabiatta olup biten hadiselere de müessir olduğuna inanırlar. Her aile içinde hususî aile tanrıları namına ayinler yapılan bir mescid halindedir. Mukaddes ve kutlu sayılan ecdad namına armağanlar sunulur, kurbanlar kesilir, işte pederşah, bu dinin imamı makamındadır ayinlerin başında bulunur, şu halde ped6rşahİ bir aile efradının pederşaha olan saygısı, onda ecdad ruhunun sembolünü görmelerinden ileri gelir. Tam manasıyla pederşahî olan aile tipinde bu ecdad yalnız atalar olabilir. Ana tarafının cedleri hiç bir hak sahibi değildirler. Aile, atalar tarafından olan ecdadın ruhu ile beslenen bir ocaktır, bu ocağı koruma ve devam ettirme aile fertlerinin en birinci vazifesidir.
D) Dördüncü Aile Tipi Pederi Aile
Fakat değişen içtimaî yapı ile beraber bu tip de değişir. Kayıtsız ve sınırsız olan baba hakimiyeti, yerini yalnız aile müdürü bir babanın nezaretine bırakır. Bunun sebebi büyük ve birleştirici bir dinin aile ayinlerinin yerine geçmesi, siyasî cemiyetin aile hayatına karışma lüzumunu duyup babanın hukukî salâhiyetlerinden bir çoğunu üzerine alması, şehirlerin vücuda gelmesi ve aralarında iktisadi münasebetin başlaması, ferdî arzu ve kabiliyetlerin serpilmeğe yüz tutması, aile mülkiyetinin parçalanması…dır. Mesela içtimaiyatçıların pederşahlık tipine misal olarak gösterdikleri Roma ailesi, Cumhu¬riyetin sonlarında vasıflarını kaybetti. Babanın hukukî selâhiyetleri azaldı. Miras işlerin¬de kognatik (yani ana tarafından olan hısımlara da hak veren veraset hukuk sistemi) esası görüldü.
1. Roma Ailesi ve Bugünkü Avrupa Aileleri
iki cins arasında müsaviliğe doğru adım atıldı. Avrupa milletlerinin on sekizinci yüz yıl ortalarına kadar devam eden aile tipleri, bu çeşit içine sokulabilir. Gökalp’a göre hemen bütün eski Türklerde bu tip aile görülür. Cermen ailelerinin bu tipe mensup ol¬duğunu içtimaiyatçılar öteden beri kabul etmişlerdir.
E) Beşinci Aile Tipi Yeni Aile
Şimdiye kadar olan şekillerde siyasî cemiyet, yani devlet, aile isterini tanzim etmeği yakından benimsememiştir. Gerçi Komada kanun babanın haklarını ayan bir surette kabul etmiştir, fakat bu menfi, yahut lâkayt bir müdahale idi. Diğer devirlerde bu mü¬dahale, müspet bir biçime girdi, 1804 de Fransızlar, aile hukukuna ait adetleri kanun şekline soktular. Bu tarihten sonra yapılan medenî kanunlar hep ayni eseri takip eyledi¬ler. O halde yeni aile tipinin diğerlerinden ana farkı şu noktadadır: Klan-aile de Klanın henüz başkalaşmamış, bütün içtimai değerlerin kaynağı olan zümre vicdanî pederşahî ai¬ledeki baba hakimiyeti, yerine bugün devlet geçmiş oluyor.
1. Yeni Ailenin Seciyeleri
Zadrugada bir toprak etrafında birleşen muhtelif aile tabakalarının müşterek iktisadî faaliyetlerinden yeni ailede eser yoktur. Keza pederşahî tipteki baba hakimiyeti hemen hemen tamamıyla devlet elindedir. Yeni aile, sayı bakımından karı kocadan, ve evlilik çağına kadar evde kalan çocuklarından mürekkeptir. Aile iktisadî bir yuva olmaktan çık¬mıştır. Çünkü aile dışında büyük bir işbölümü çevresi vücud bulmuştur. Karı, koca hatta çocukları aile dışındaki bu çevrede rol oynarlar. Hele içtimaî meslekler iyice kurul¬duktan sonra bu rol daha ehemmiyetli bir hal alır. Zanaat hayatı ilerledikçe, şehirler büyüdükçe, mesleklerin başkalaşması arttıkça aile, kazanç birliği olmaktan çıkar. Yalnız kan, kocanın ve çocukların büyük iş bölümü çevresinde birbirlerinden ayrı olarak ka¬zandıklarını beraberce yiyip içme muhiti haline gelir.
2. Dinî Bakımdan Yeni Aile
Yeni aile tipinin bu değişikliği peşinden, yahut ona eş bir hareket halinde dinî bir değişme vaki olur. Gerek pederşahî tiplerde, gerek Cermen kabilelerinde görülen pederi tiplerde dinî müessese, siyasî cemiyetin bütünlüğünü koruyabilmekten uzaktır.
Bu cihet, her ailenin hususî bir âyin sahibi olduğu eski Roma’da, klanlık çağım atlamak ile beraber pederşahlığı yaşamadan pederi tipe varan eski Germenlerde görülür. Yeni ailenin dinî manzarası denebilir ki, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi her türlü aile ve kabile sınırlarını silerek üzerine mücerredleşmiş, geniş ve ulusları birbirine yaklaştııran dinlerin çıkışından sonra görünmeğe başlar. İncil’de, Kur’an’da aile ve kabile putlarının yıkıl¬masını vazeden sözler çoktur. Kısacası aile fertleri, ailenin tanrısı sayılan cedler ruhuna tapmak ile değil, görülmez bir tanrı kuvvetine inanmak ile selâmete kavuşacağını düşünmeğe başlamış, başka bir ifade ile dinî anlayış nefsi dışında totem, ecdad ruhu gibi bir şeye takılmaktan ziyade içleşmeğe, enfes bir hal almağa yüz tutmuştur. Yeni aile, pek tabiî olarak iktisadî ve dinî değişmelere denk giden hukukî bir değişikliğe de maruz kaldı. Bu değişikliğin hedefi, ferde hak ve hürriyet tanımaktır.
3. Hukukî Bakımdan Yeni Aile
Babaya mümasil gibi bile olsa, bir mülkiyet hakkı veren ve aile kommonizmini par¬çalayan pederşahide tipi ile bu değişme, zaten başlamış bulunuyordu. Pederi tipte daha da çok arttı. Yeni ailede ne klanın ferde doğrudan doğruya tesirinden, ne de pederşahlık tipindeki babanın aile fertleri üzerindeki sınırsız hakimiyetten eser yoktur. Çocuğun dinî terbiyesi üzerinde babanın hakkı olduğunu bazı medenî kanunlar tanımak da ise de bu bir yaşa kadardır. Çocuk olgunlaştıktan sonra bu vasilikten kurtulur. Bizim medenî kanunu¬ muz, bu olgunluğu evlenme ile başlatır. Yalnız erkek değil kız bile bu çağa gelince arzulan ve gayeleri olan bir fert haline gelir. Henüz başkalaşmaya uğramamış klanın, yahut pederşahin bu aile haklan çözüldükten sonra yeni ailenin kayıtsız bir hürriyet yu¬vası olduğunu sanmamalıdır. Bu defa devlet, ister kanun haline soktuğu âdet hukuku ile olsun, ister devletin kanun yapma selâhiyetinden doğan yeni kanunlarla olsun, aile işlerini onarmağa başlar. Aile içinde ferdin hürriyeti kadar cemiyet içinde ailenin düzenini tatmin etmek, devletin ana gayelerinden birini teşkil eder. iktisadî, dinî, içtimaî değiş¬melerin zoruyla husul bulan bu halin kanun maddelerince tasdiklenmiş olması ise gayet tabiidir.
İÇİNDEKİLER
AİLE KURUMU VE TÜRKİYE’DE AİLE YAPISI 1
GİRİŞ 1
Ailenin Tanımı 1
Ailenin Evrimi 2
Ailenin Karakteristik Özellikleri: 3
1. Aile Evrenseldir. 3
2. Aile Duygusal Bir Temele Dayanır. 3
3. Aile Şekillendirme Özelliğine Sahiptir. 3
4. Ailenin Kapsamı Sınırlıdır. 4
5. Aile Sosyal Yapıda Çekirdek Özelliği Taşır. 4
6. Aile Üyelerinin Sorumlulukları Vardır. 4
7. Aile Sosyal Kurallarla Çevrilidir. 4
8. Aile Sürekli Ve Aynı Zamanda Geçici Bir Tabiata Sahiptir. 5
1) Yapısal Fonksiyonel Yaklaşım 6
2) Aile Konusunda Sistem Yaklaşımı. 8
3) Aile Konusunda Sembolik Etkileşimcilik 9
Bir Tampon Kurum Olarak Aile 11
AİLE TİPLERİ 11
A) Klan ve Aile Birliği 12
1. Siyasî Bakımdan Klan 12
2. Dinî Bakımdan Klan 12
3. Hukuki Bakımdan Klan 13
4. Aile Bakımından Klan 13
1. Zadruganın Seciyeleri 14
C) Üçüncü Aile Tipi Pederşahlık 14
1. Dinî Bakımdan Pederşahlık 15
1. Roma Ailesi ve Bugünkü Avrupa Aileleri 16
E) Beşinci Aile Tipi Yeni Aile 16
1. Yeni Ailenin Seciyeleri 16
2. Dinî Bakımdan Yeni Aile 16
Benzer Konular:
- Türkiye’de Aile Yapısı Ailenin Tanımı ve genel değerlendirme: Aile ana-baba çocuklar ve tarafların...
- Aile Monografilerinin Karşılaştırılması 1. Geleneksel Geniş Aile 2. Çekirdek Aile Birinci ailenin özelliklerin...
- Aile İçi İletişim Aile içi iletişim çok önemli olduğu halde yeterince üzerinde...
- Aile kurumunun çocuktaki şahsiyet gelişimine etkisi ( Uygulama) PROBLEM : Sosyolojik açıdan aile kurumunun çocuktaki şahsiyet gelişimine etkisi...
- Aile Aile denince genellikle aynı evde oturan anne baba ve evlenmemiş...
- Dünyaya her yıl bir Türkiye ekleniyor ABD’deki Dünya Nüfus Sayacı bugün 6.5 milyarı gösterdi. Her yıl...
- Aile konferansları Konferansa hazırlanma, ailenin, öğrencinin ve öğretmenin hazırlanması biçiminde de olur....
- Türkiye`de Feminizmin Siyasi Ayrımcılığı Bir dahaki festivalde “Şehit annelerinin yanındayız” cümlelerine rastlayabilecek miyiz? Lady...
- Aile İçi Eğitim Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman...
- Aile Terapisi Tartışmasız evlilik sağlıklı değildir. Aile içinde tartışmanın yokluğu iyi...

