Bedava ödev, tez, eğitim haberleri, aöf soruları, kpss soruları, yurtdışı eğitim rehberi
ABD’li bir arkeolog, ilk insanların 13.000 yıl önce Güneydoğu Asya’dan deniz yoluyla California’ya ayak bastığını savunuyor. Bering Boğazı’ndan yürüyen Sibiryalılar’dan tam 2.000 yıl önce.
University of Oregon uzmanı Jon Erlandson, 10.000 yıl önceki insanların denizcilikte tahmin edilenden çok daha gelişmiş olduğunu ve deniz yoluyla o zaman için uzaak sayılan birçok noktaya kolaylıkla seyahat edebildiklerini savunuyor. Antropolojide, tarım ve savaşlar gibi karada meydana gelen olaylar ana konular olarak ele alınırken denizcilik ikincil önemde işleniyor. Bunun başlıca nedeni, modern insanın atalarının denizcilik faaliyetlerine dair elde çok az kanıt olması. Buz Çağı’ndan sonra deniz seviyelerinin değişmesiyle kıyı şeritlerinin bozulması Profesör Erlandson’a göre, eski insanların denizde bıraktıkları birçok kanıdı silip götürdü. Bu da eski insanların faaliyetlerine ait sadece karasal kanıtları geride bıraktı.
Deniz kıyılarının insanoğlunun atalarına ait zengin kalıntılar içerdiğini vurgulayan Erlandson, California kıyısında 13.000 yıl öncesinde insanların yaşadığı bilinen San Miguel adasında kazı çalışmaları yaptı. Uzmanlar, adada yaşayan 150 kg ağırlığındaki fokların hem eti hem de yavaş hareket ettiği için ilk insanlar için eşsiz bir av olabileceğini düşünüyor.
(more…)
Konya’nın Çumra İlçesi’nde bulunan neolitik dönemden kalma yerleşim yeri Çatalhöyük’te, geçen hafta tamamlanması gereken kazı çalışmaları, kırmızı boyalı bir duvara rastlanması nedeniyle uzatıldı.
Konya Müze Müdürü ErdoÄŸan Erol, “Çalışmanın son gününde daha önce rastlanılmayan büyüklükte kırmızı bir duvar tespit edildi” dedi. Yaklaşık 1 metreye 1,5 metre ebadında ve ÅŸu ana kadar bulunan en büyük düz kırmızı boyalı duvarın gelecek yılın kazı çalışmalarına kadar kış ÅŸartlarından zarar görmemesi için, üzerinin sundurma ile kapatılacağını belirten Erol, ÅŸunları kaydetti:
“Duvar, su, toprak ve suyun karışımıyla elde edilen bir sıvayla 2 santim kalınlığında sıvanmış. Üzerine de henüz tam olarak tespit edilmemesine karşın, kırmızı topraktan elde edildiÄŸini sandığımız kırmızı bir boyayla boyanmış. Bu boyanın estetik amaçlı olarak kullanılmış olabileceÄŸi gibi, dini inanç ya da ısı yalıtımı için de kullanılma ihtimali var. Burada bulunan bazı duvarların günümüzde kullanılan kirece benzer beyaz bir toprakla sıvandığını biliyoruz. Resimleri ise genelde bu beyaz zeminlerin üzerine yapmışlar.”
1404 Haziran’ında Amasya’da dünyaya gelen Murat, babası Çelebi Sultan Mehmet (Birinci Mehmet)’in vefatı üzerine daha 17 veya 18 yaşında bir delikanlı iken Osmanlı tahtına geçip idareyi eline almak zorunda kaldı. Yaşı çok genç olmasına raÄŸmen hem savaÅŸ alanında hem de siyaset alanında oldukça geliÅŸmiÅŸ bir dehaya sahipti. Unutulmamsı gerekir ki onun devletin başında durduÄŸu devir idari alanda olsun hukuki alanda olsun iÅŸlerin ahenkle yürüdüğü ve istikrarlı bir ÅŸekilde geliÅŸtiÄŸi bir dönem olmuÅŸtur.
11. Murat tahta geçtikten kısa bir süre sonra amcası Mustafa Çelebi ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Taht değişikliğinin oluşturacağı karışıklıktan yararlanmak isteyen Bizans o zamanlar sürgünde olan Mustafa Çelebi ile bir anlaşma yaptı. Bu anlaşmaya göre esir hayatı yaşayan Mustafa Çelebi serbest bırakılacak, tahtı ele geçirecek, bunun karşılığında Bizans’a bin bir güçlükle kazandığımız topraklardan verecekti. Tabii ki kabul etti ve Edirne’ye giderek padişahlığını ilan etti. Daha sonra 11. Murat’a savaş ilan etti. Fakat yenildi ve idam edildi.
Bizans’ın yaptıkları üzerine 11. Murat İstanbul’u kuşattı. O kadar iyi hazırlanmışlardı ki Bizans’ın surlarını delip geçmeye ve İstanbul’u ele geçirmeye kesin gözüyle bakıyorlardı. Çok korkan Bizans bir kaçış yolu aradı. 11. Murat’ın kardeşi küçük Mustafa Çelebi ağabeyinin tahta geçmesi üzerine öldürülme korkusu ile kaçmıştı. Bizans bu fırsatı kaçırmak istemedi ve henüz on iki – on üç yaşlarında olan Mustafa Çelebi’ye yardımlar gönderdi. Aklını çelip onu isyan ettirdi. Mustafa Çelebi babasının vasiyetine ters düşmesine rağmen tahtı ele geçirmeyi ve yardımlarının karşılığında Bizans’a ayrıcalıklar tanımayı kabul etti. Kardeşinin isyanı üzerine II. Murat, kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldı ve Anadolu’ya yöneldi. Mustafa Çelebi’yi yakalattı ve idam ettirdi.
Hazır Anadolu’ya yönelmişken devam etti. Candaroğulları Mustafa Çelebi isyanından yararlanarak Osmanlı’dan kaybettiği bazı toprakları geri almıştı. İlk olarak onun üzerine yürüdü ve hakkımız olanı alıp hâkimiyetimizi kabul ettirdi. Daha sonra Karaman, Menteşe, Aydın, Teke ve Germiyan Oğulları beyliklerinden aldığı toprakları topraklarına kattı. Hepsi de üstünlüğümüzü kabul etmek zorunda kaldı.
(more…)
Çelebi unvanı, Oğuz lehçesinin hâkim olduğu ülkelerde bilim ve erdem sahibi kişilere verilirdi. Gerçekten de I. Mehmet davranışlarıyla ve yaptıklarıyla bu unvanı tam manasıyla taşımıştır. O bilginlere saygı gösteren, vatanı için cihattan cihada koşan bir kahramanın, Yıldırım Beyazıt’ın oğluydu ve o ona yakışan bir evlat olduğunu hayatı boyunca gösterdi.
Ankara Savaşı’ndan sonra, uzun yıllar dünyada hükmü geçecek olan aslan bir müddet sahipsiz kaldı, onu yönetecek olanlar da birbirleriyle mücadeleye girdi. Bunlar Yıldırım Beyazıt’ın oğullarıydı (İsa Çelebi, Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mehmet Çelebi). Hepsi de erdem sahibiydi ancak devleti yönetmek sadece birine nasip olacaktı. Kardeşlerin hepsi de devletin geleceğini düşünüyordu ve bunun için birbirlerini bile devlet uğruna feda ettiler. Ne büyük bir sevgi ki devleti kardeşlerine tercih ettiler. Fakat şimdiki kendini bilmezler bunu bir katliam gibi yorumluyor ve ceddinin kemiklerini sızlatıyor.
Taht mücadelesinin sonunda Mehmet Çelebi sahipsiz kalan aslanın sahibi oldu ve ülkede ilk olarak iç huzuru sağlamaya çalıştı.
(more…)
Ilıman bir ilkbahar günüydü. Aylardan Mayıs’tı. 28 Mayıs 1524. O gün sarayda bir telaş hakimdi. Cariyeler sağa, sola koşturuyor, padişah heyecanla bekliyor, yardımcılar da yeni doğacak şehzadenin odasını hazırlıyorlardı. Evet, padişah Kanuni Sultan Süleyman’ ın ve eşi Hürrem Sultan’ ın uzun zamandır bekledikleri an gelmiş, Şehzade Selim doğmuştu.
Küçük Selim’ in gözleri masmaviydi. Gökler kadar, denizler kadar, okyanuslar kadar maviydi. Ya saçları? Saçları da tıpkı buÄŸday baÅŸakları, tıpkı güneÅŸte parlayan altın gibiydi. Hem güneÅŸin rengini almış hem altının… Anlayacağınız bu bebek saraya mutluluk, huzur ve neÅŸe getirmiÅŸti. Saray ÅŸenlenmiÅŸti bir anda.
Şehzade Selim’ in annesi Hürrem Sultan Slav asıllı bir kadındı. Babası Kanuni Sultan Süleyman ise Yavuz Sultan Selim’ in tek oğluydu. Ayrıca Selim’ in Bayezid, Abdullah, Murat, Mehmet, Mahmut, Cihangir ve Mustafa adında yedi erkek kardeşi, Mihrimah Sultan ve Raziye Sultan adında da iki kız kardeşi vardı.
(more…)