Bedava ödev, tez, eğitim haberleri, aöf soruları, kpss soruları, yurtdışı eğitim rehberi

August, 2008 Ar?iv


OSMANLI DEVLETİ’NİN PAYLAŞILMASI KONUSUNDA YAPILAN PLANLAR

a) Şark Meselesi:
Şark Meselesi esas itibariyle İslâmiyet’in Anadolu’ya doğru yayılması ile başlamıştır,denilebilir. Bizans, VIII. ve IX. yüzyıllarda Müslüman Araplar’a kaptırdığı Anadolu topraklarını XI. yüzyılda geri almış ve hatta Suriye ve İran üzerine seferlere başlamıştı. Fakat 1071 yılında Türkler’in Malazgirt’te Bizans ordusunu bozguna uğratmaları ve Anadolu’ya yerleşmek üzere fetihlere başlamaları üzerine batı için Şark Meselesi başlamıştır. Dolayısıyla Türk-İslam dünyası ile Avrupa-Hıristiyan dünyası arasındaki mücadele Şark Meselesi’nin temelini teşkil etmiştir.
Birinci safhada Şark Meselesi, Batı için Türk fetihlerini durdurmaya ve Hıristiyan ülkelerinin kaybını önlemeye yöneliktir. Avrupa bunu ancak 1699’da imzalanan Karlofça Antlaşması’yla başarabilmiş ve Türk fetihlerini durdurabilmiştir.
Bundan sonraki safha ise Osmanlı Devleti içerisindeki Hıristiyanlar’ı kurtarmak ve Türkler’i Avrupa ve Balkanlar’dan atmak şeklinde gelişmiş ve Şark Meselesi’nin esasını teşkil etmiştir.
Avrupa’nın ilim ve teknik alandaki başarıları, sanayi inkılâbını gerçekleştirmesi ve sömürgecilik hareketlerine girişmesi Şark Meselesi’nin batının lehinde çözümlenmesi konusunda büyük avantajlar sağlamıştır. Doğu toplumlarının ilim, teknik, düşünce ve ekonomik alandaki gerilemeleri ise Avrupa’nın ilerlemesini kolaylaştırmıştır.
XIX. yüzyıla girildiği zaman Şark Meselesi artık sadece Osmanlı Devleti içerisindeki Hıristiyan ulusların kurtarılması değil, Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve doğunun topyekün sömürgeleştirilmesi hareketi olarak açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak Avrupa devletlerinin kendi aralarındaki rekabet ve aslan payını kaptırmamak düşüncesi Osmanlı Devleti’nin ömrünü uzatmıştır. Yüzyılın ilk yarısında Rusya’nın sıcak denizlere inmek konusundaki hırsının önüne, İngilizler’in Akdeniz’deki menfaatleri çıkmış, yüzyılın sonlarına doğru ise güçlenen Almanya’nın İngiltere ile sanayi, sömürgecilik ve pazar bulma konusundaki rekabeti Şark Meselesi’nin batının istediği tarzda çözümünü engellemiştir.
(more…)

A-MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASININ İMZALANMASINI ZORUNLU KILAN SEBEBLER

Osmanlı Ordusu ard arda aldığı yenilgiler ve ağır kayıplar sonucunda savaş gücünü kaybetmiş idi. Irak ve Suriye’deki İngiliz birlikleri Kerkük’ü ele geçirmişler ve Suriye’de de Osmanlı ordusuyla savaş halinde idiler. Osmanlı Ordusu Haleb’e kadar gerilemişti fakat burada da tutunabileceği şüpheli idi. Osmanlı Devletini daha da çok kaygılandıran hal; Trakya’nın durumu idi. Çünkü İtilaf kuvvetleri Yunanistan’dan İstanbul’a harekete geçmişler ve Türklerle Almanlar arasındaki kara yolunu kesmişlerdi. Bunun yanında Bulgarların İtilaf Devletlerine mütareke teklifleri durumu büsbütün kötüleştirmişti. Osmanlı Devletinin müttefiki olan Almanya ve Avusturya- Macaristan’ın mütareke girişimleri de Osmanlı Devletinin savaşa devamını imkansız hale getiren sebeplerdendir.

30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasında manevi bakımdan da olsa 8 Ocak 1918 Tarihli Wilson Beyannamesinin 12. Maddesinin de tesiri olmuştur. Bu maddede; Osmanlı İmparatorluğunun Türklerle meskun kısımlarına itirazsız bir hakimiyet temin edileceği ifade edilmişti. Aynı günlerde 5 Ocak 1918 de Loyd George’nin Avam Kamerasında yapmış olduğu konuşma içersinde gecen cümle de Osmanlı Devleti’ni manevi açıdan mütareke için ümitlendirmişti. “Biz Türkleri ne payitahtlarından ne de ekseriyetle meskûn bulundukları namlı Anadolu ve Rumeli topraklarından mahrum bırakmak için harp etmiyoruz”. Bu iki açıklama da birbirine doğrular ve destekler mahiyette olsa bile olayların gelişimi işin iç yüzünün öyle olmadığını göstermiştir.

Bu gelişmeler sürerken Osmanlı Devleti kendi içinde de birtakım karışıklıklar maruz kalmıştı. V. Sultan Mehmet Reşat’ın ölümü üzerine tahta geçen Mehmet Vahidüttin kendinden öncekine asla benzemiyordu. O, V. Mehmet Reşat’ın aksine zeki ve anlayışlı idi. Talat Paşa’nın kabineden çekilmesi, Tevfik Paşa’nın hükümet kurma çabaları ve bu konuda başarı sağlayamaması ve sonunda İzzet Paşa’nın hükümeti kurmakla görevlendirilip bunu uzun uğraşlardan sonra başarabilmesi Osmanlı Devletine mütarekenin imzalanması hususunda bir hayli zaman kaybettirmiştir. Hükümetin uzun zamanda kurulamamasından anlaşılacağı gibi bir çok devlet adamı Osmanlı Devleti’nin bu kritik anında kabineye gitmek istememişlerdir.
(more…)

MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI’NIN ÖNEMİ

Bu ateşkes antlaşmasının hükümleri gereğince Osmanlı Devleti fiilen tarihe karışıyordu. Çünkü, bu bir ateşkes değil kayıtsız koşulsuz bir teslim belgesi idi. Yaklaşık sekiz yıl savaştan sonra, bir zamanların muhteşem Osmanlı Devleti perişan bir şekilde yenilmiş, orduları dağılmış, morali çökmüş, savaşlarda büyük insan kayıplarına uğramış, kaynakları tükenmiş, galiplerin kendisi hakkında vereceği karara razı ve kadere boyun eğmiş bir görünümdeydi. Ordu dağılıyor, silah, cephane ve ulaşım yolları ile tüm haberleşme araçları ve liman, tersaneler İtilaf Devletleri’nin denetimine bırakılıyordu. İtilaf Devletleri’ne, 7. maddeye dayanarak, ülkenin herhangi bir yerini işgal hakkı tanınıyor, Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurulması için olanak hazırlanıyor ve İtilaf Devletleri’ne işgallerine yardımcı olunacağı belirtiliyordu.

İtilaf Devletleri, özellikle İngiltere, savaştan yenik çıkmış olan Almanya, Avusturya ve Bulgaristan’a Osmanlı Devleti’ne uyguladıkları paylaşma politikasını izlemiyorlardı. Almanya, Avusturya ve Bulgaristan’ın topraklarına ateşkes imzaladıkları tarihte İtilaf devletleri askerlerince girilmişti. Oysa Osmanlı Devleti ateşkes imzaladığı tarihte ülkesine düşman askeri girmemişti. İngiltere, Mondros’un imzalanmasından sonra Türk Ulusu’na doğu ulusu gözüyle bakıyor, Türk Ulusu’nu padişahın buyruğu altında bir sürü olarak görüyor ve padişah elde edilince tüm ulusun da avuç içinde olacağını düşünüyordu. Lloyd George’nin planı, Yunanistan’ı yeter derecede güçlendirmek ve Güney Kafkasya’da Rusya ile Osmanlı Devleti arasında kalmış olan hükümetlere yardım edip, Osmanlı Devleti’ni doğudan ve batıdan istila ve baskı altına almaktı. Avrupa’nın hasta adamı ölmüş ve mirasını paylaşmak birinci derecede İngiltere’nin sonra Fransa ve diğerlerinin eline kalmıştı. Rusya savaştan çekilmiş olduğu için Doğu Sorunu nu İngiltere ve Fransa’nın diledikleri gibi çözebileceklerdi. (more…)

Mondros Mütarekesi

Aug 26, 2008 Yazar: tuny | Kategori: Tarih Bilgi Bankası

Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Limni adasının Mondros Limanında 30 Ekim1918′de imzalanan ateşkes anlaşması.

Bulgaristan bir mütareke imzalayıp I. Dünya Savaşından çekilince, Osmanlı Devletinin Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile bağlantısı kesildi ve batı sınırı İtilaf devletlerinin tehdidi altına girdi. Bu şartları değerlendiren Osmanlı Devleti ateşkes istedi. Bunun üzerine İngiliz hükümeti de görüşmelere hazır olduğunu bildirdi. Osmanlı hükümeti de görüşmelerde bulunmak üzere Bahriye Nazırı Rauf Bey’in (Orbay) başkanlığındaki heyeti Heyeti Ege Denizinin kuzeyindeki Limni adasına gönderdi. Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda Osmanlı Devleti temsilcisi Bahriye Nazırı Rauf Bey’in (Orbay) başkanlığını yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp’un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında 25 maddeden oluşan Mondros Mütarekesi imzalandı.

(more…)

100.000 yıllık deve fosilleri bulundu

Aug 26, 2008 Yazar: tuny | Kategori: Tarih Bilgi Bankası

Arkeologlar, Suriye çölünde 100.000 yıllık bugüne göre fil büyüklüğünde bir deve türüne ait fosilleri gün ışığına çıkardı.

İsviçreli ve Suriyeli arkeologlar, Suriye’nin başkenti Şam’ın yaklaşık 220 km kuzeyinde fosilleri bulunan 100.000 yıllık develerin neden soyunun tükendiğini henüz bilmiyor. Ekip başkanı Jean-Marie Le Tensorer, develerin bugünkü türdeşlerinin iki katı büyüklükte olduğu belirtti. Bilim insanları, 100.000 yıl önceki insanların develeri bugün gibi ehlileştirip ehlileştirmediğinin bilinmediğini vurguluyor. Kazı alanında deve fosillerinin yakınında insansı iskeletler de bulundu. Bu iskeletlerin deveyi avlayan bir insanasıya ait olabileceği belirtiliyor. Bugünkü develer Ortadoğu’da yaklaşık 6.000-7.000 yıl önce ortaya çıktı.