24
Aug
ANİMASYON
ANİMASYON HAZIRLAMA
Plastik sanatlarda el ve beyin ilişkisi ancak yaparak gelişiyor ama özellikle canlandırma ortamında biraz daha fazla bilenden bir şeyler öğrenmek sanki daha hızlandıracakmış gibi gelir. Başlarken çok işe yarıyor ama devamında zararı bile var. Dikkat edilmeli.
Başlarken Öncelikle kağıt kalemi alın ve bilgisayardan uzak bir yerde aşağıdakileri uygulamaya başlayın Çünkü yazılımlarda çok tool ve plugin var. İyi tarafı kullanıcının yaratıcılığına göre öne çıkıyor. Kötü tarafı ise hangisi ne işe yarıyor derken asıl işinizi yani animasyonu atlıyorsunuz..
Kısa (ama çok kısa) bir senaryo oluşturun ve bu senaryonun içeriği oscarlık falan olmasın. Örn: Bir dikdörtgen prizma zıplayarak giderken kübün üzerinde oturan küreyi gözün durup selam versin ve tekrar yoluna devam etsin.
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Diğer Ödevler | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
24
Aug
ATATÜRK VE MÜZİK
ATATÜRK ve TÜRK HALK MÜZİĞİ
Ulu önder Atatürk’ün müzik konusundaki görüşlerini ve çalışmalarını bütünüyle değerlendirmek gerekir.
Atatürk müzik eğitimi görmemişti. Ancak ger çeşit müziği seviyor Klasik Türk Müziği makamlarını biliyor, bazı şarkı ve türküleri başarıyla söyleyebiliyordu. Falih Rıfkı Atay O’nun türkü ve şarkı söyleyişini Çankaya adlı eserinde şöyle anlatmaktadır: “Mustafa Kemal yalnız Rumeli Türkülerini mat sesi ile güzel ve tatlı söylemekle kalmaz, klasik alaturka müziği makamlarını da bilirdi.”. Özellikle Rumeli Türkülerini söylerken derin ve onulmaz bir gurbet ve sıla acısı gözlerinde yaşardı. O vatanı unutmaz kaybettiğimiz Rumeli ve Makedonya topraklarının kır kokularını alır gibi, su ve çıngırak seslerini duyar gibi bakışları uzaklaşa uzaklaşa sislenir bizim içinde olmadığımız hatıralar içine karışır giderdi. Ses sanatçısı Muallâ Gökçay ‘ da hâtıralarında Atatürk ‘ün müzik zevkini şu cümlelerle belirmektedir: “Ata umumiyetle Türk müziğini severdi. Ama Rumeli türkülerini herşeye tercih ederdi. Rumeli Türkülerini bize bizzat kendisi meşketmişti. Arada bir : – Konuşur gibi tana tane okuyun, diye ihtar ederdi. En sert hocalardan daha titizdi. Müzikten çok anlar,en ufak bir falso ve hatayı hemen yakalardı.” Bir araştırmaya göre Atatürk’ ün en çok sevdiği ve söylediği türküler şunlardır: Atabarı
2Atladım bahçene girdim (Rumeli Türküsü), Alişimin kaşları kare (R.T.) Ayağına giymiş sadef nalini (R.T.), Bülbülüm altın kafeste (Trakya türküsü),Dağlar dağlar (R.T.), Gide gide yarenlerim darıldı, köşküm var deryaya karşı (R.T.),Maya dağdan kalkan kazlar(R.T.), Manastır,Pencere açıldı Bilâl oğlan,( Bu Rumeli Türküsünü Radyo repertuvarına bizzat Atatürk kazandırmıştır.) Şahana gözler (R.T.), Yemenimin uçları (R.T.), Zeynep.
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Diğer Ödevler | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
24
Aug
SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
Sürrealizm (Gerçeküstücülük), iki dünya savaşı arasındaki yılların kültür çevresi içinde, çağdaş duyarlılığı derinlemesine etkileyen bir düşünce akımı olarak ortaya çıkmış ve yirminci yüzyılın ilk yarısında; etkisiyle, uluslararası yaygınlığı ile, başkaldırma tutumuyla, sayısız nitelikleriyle ve en atılgan öncü araştırmalara dayanan yapıtlarıyla dikkat çeken bir akım olmuştur.
Gerçeküstücülük temelde, 1910’ların ortalarında usçuluğu yadsıyarak karşı-sanat anlayışı doğrultusunda çalışan ilk dadacıların yapıtlarından kaynaklanır. Sürrealistler, geçmişte Avrupa sanatını ve siyasal yaşamını yönlendiren usçuluğun, I. Dünya Savaşı gibi bir felaketle doruğa ulaşan bir yıkıma yol açtığına inanıyor ve bu tür usçuluğa karşı tavır alıyorlardı. Gerçeküstücü terimini ilk kez şair Apollinaire 1917’de bir oyununu tanımlamak için kullanmıştı. 1924’te Manifeste du Surrealisme’i (Gerçeküstücülük Bildirgesi) hazırlayan akımın sözcüsü şair ve eleştirmen Andre Breton’a göre gerçeküstücülük bilinç ile bilinçdışını bütünleştiren bir yoldu ve bu bütünleşme içinde düşsel dünyayla gerçek yaşam “mutlak gerçek” yada “gerçeküstü” anlamda içiçe geçiyordu. Sigmund Freud’un kuramlarından esinlenen Breton için bilinçdışı, düş gücünün temel kaynağı, “deha” ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi.
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Diğer Ödevler | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
12
Jan
GELİRİN YENİDEN DAĞILIMININ TANIMLANMASI
Gelir dağılımı, iktisadi bir kavram olarak milli gelirin yeniden dağılımı anlamında kullanılır. Yani, dağılımı incelenecek gelir milli gelirdir. Milli gelirin kimler, neler veya nereler arasında dağılımını ele alacağımızı da ortaya koymak lazımdır. Bu bakımdan, iktisaden önem taşıyan çeşitli gelir dağılımı kavramlarını açıklamak ve bu kavramlardan hangisinin tetkik edileceğinin bilmek gerekir. Şöyle ki:
a)Coğrafi gelir dağılımı: Bir ülkenin farklı bölgelerinde yaşayan insanların milli gelirden ne oranda pay aldıklarını gösterir. Bu gelir dağılımı, bir ülkenin gelişmiş ve az gelişmiş bölgeleri arasındaki farkları bulmada kullanılabilir. Gelişmiş ekonomilerde bölge geliri, kişi başına düşen milli gelirin 2/3’si ile karşılaştırılabilir. Bu karşılaştırma yapıldığında, gelişmiş ekonomilerde, geri bölgeler içindeki nüfusun çok az bir kısmının kişi başına düşen milli gelirin 2/3’sinden daha az bir gelire sahip olduğu görülür. İngiltere ve İsviçre’de böyledir. Bu oran Fransa ve Norveç’te %10, İtalya, İspanya ve Türkiye’de %30 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde bölgeler arasındaki kişi başına düşen milli gelirler arasındaki fark gittikçe azalırken, az gelişmiş ülkelerde gittikçe artmaktadır.
b)Sektörlere göre gelir dağılımı: Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin milli gelirden aldıkları payları, bunların uzun devredeki seyirleri, devletin hangi sektörler aleyhine hangi sektörler lehine gelir dağılımını etkilediğini, sektörlere göre gelir dağılımını kullanarak inceleriz. Gelişmiş ekonomilerde tarım sektörünün milli gelirdeki payı az, az gelişmiş ekonomilerde ise fazladır.
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Ekonomi & İktisat Bilgi Bankası | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
12
Jan
OLİGOPOL
Oligopol, homojen veya farklılaştırılmış bir malı satan, birbirlerine etki edebilecek kadar az sayıda satıcının sonsuz sayıda alıcı ile karşı karşıya geldiği piyasadır.
(Satıcılar az sayıda olmasından kasıt, ikiden fazla ancak birbirlerinin kararlarından etkilenebilecek kadar az sayıda olmalarıdır.)
İki satıcı varsa düopol
Üç satıcı varsa triopol
Alışverişe konu olan mal;
Homojen ise tam oligopol
çimento, çelik vb. hammadde kullanılan malların piyasası
Heterojen noksan oligopol
otomobil, çamaşır makinesi, buzdolabı vb malların bulunduğu piyasalar
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Ekonomi & İktisat Bilgi Bankası | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
12
Jan
PARANIN MAKRO EKONOMİDEKİ ROLÜ
1-PARA TALEBİ, PARA ARZI VE FAİZ HADDİ (KEYNESYEN FAİZ TEORİSİ)
Klasik ve neoklasik ekonomistlerce öne sürülen faiz teorisinde, faiz haddi, tasarruf arzı ve yatırım talebinin karşılaştığı sermaye piyasasında oluşmaktadır. Paranın faiz üzerinde etkisi olabileceğini göz önüne almayan klasik ekonomistlerin bu görüşlerine “reel faiz teorisi” denilmektedir.
Keynes, faiz açıklamasında parayı analize sokarak, ekonomideki faiz haddinin para arz ve talebine bağlı olduğunu savunmaktadır. Faiz, tasarruf etmenin değil likiditeden (elde para tutmadan) vazgeçmenin bedelidir. Keynes’e göre faiz, kişilerin paralarını ellerinde tutmaktan vazgeçmeleri karşılığında onlara ödenen bedeldir. Faiz haddi ise, ekonomideki para arz ve talebine bağlıdır.
KEYNESYEN GÖRÜŞE GÖRE PARA TALEBİNİN VE PARA ARZININ ÖZELLİKLERİ
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Ekonomi & İktisat Bilgi Bankası | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin
12
Jan
1. FİNANSAL PİYASALAR
PARA VE SERMAYE PİYASALARI
Bir ekonomide fon talep edenler ile fon arz edenler arasındaki iletişimi sağlayan, fon akımlarını düzenleyen kurumlar ve finansal araçlar ile bunları düzenleyen hukuki ve idari kurullardan oluşan yapı finansal piyasa olarak tanımlanır.
Finansal piyasanın bir alt kümesi olan para piyasası, vadeleri bir yıl ya da daha kısa vadeli fon akımlarının karşılandığı piyasadır. Para piyasasında işlemlerin yapıldığı özel bir yer yoktur.
Sermaye piyasasına ise genellikle uzun vadeli sabit yatırımların finansmanı ile çalışma sermayesinin süreklilik gösteren kısmının finansmanı için başvurulur. İşletmelerin geçici ve mevsimlik nakit ihtiyacı ise para piyasasında karşılanır.
Para piyasasının araçları, çek, senet, poliçe, bono gibi ticari belgeler ile emtia karşılığı verilen kredilerdir. Sermaye piyasasının araçları ise, uzun vade içeren hisse senedi, tahvil, katılma ve intifa senetleri, kar ortaklığı belgesi gibi menkul kıymet belgeleridir.
Sermaye piyasasında vade uzun olduğundan, risk ve faiz oranı yüksektir. Para piyasasında vade kısa, risk ve faiz oranı düşüktür.
Para ve sermaye piyasaları, yukarıda belirtilen nitelikler itibarı ile birbirinden ayrılsa da bu iki piyasayı kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ülkemizde finans kesimi içinde en büyük paya sahip olan ticari bankalar para piyasasının temel unsuru olmakla birlikte, sermaye piyasasında da yoğun bir şekilde faaliyette bulunmaktadırlar. Sermaye piyasasına ilişkin yapılan yasal düzenlemelerle de bankaların sermaye piyasasında daha çok etkinlikte bulunmaları sağlanmıştır.
devamını okumak için tıklayınız… »
Kategori Ekonomi & İktisat Bilgi Bankası, Mevzuatlar ve Tezler | Yorum yapılmadı » Konuyu Gönderen: admin